25 Nisan 2018 Çarşamba

ANTEP'TE İKİ GÜNDE

                                     Haftalar öncesi aldığımız uçak biletiyle Antep'e cuma gecesi vardık. Gece dinlenmiş olarak sabah erkenden Antep'te gezmekti amacımız. Yalnızca iki günümüz olduğundan şehiriçinde gezmeye karar verdik. Otel olarak Teymur Oteli  seçtik. Tam merkezde değil ama ulaşım sorun olmadı. Bir çok yere yürüyerek gittik.


Şehir merkezinde bulunan Antep Kalesine tırmanmakla gezimize başlıyoruz. Kaleye giriş ücretli. Şehri kaleden görmek güzel ama her yere güvenlik şeridi çekilmiş nedense. O kadar kale gördüm bu kadar önlem alınana ilk burada rastladım.
Kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı konusunda kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte tarihi günümüzden 6.000 yıl öncesine, kalkolitik döneme kadar giden bir höyük üzerinde kurulduğu, M.S II-III yüzyıllarda ise kale ve çevresinde "Theban" isimli küçük bir kentin olduğu bilinmektedir.


               Gaziantep'te ‘yöresel ve organik ürün' denilince akla ilk gelen yer olan tarihi Almacı Pazarı 250 yıllık geçmişiyle geliyor. Yöresel ürünleri buradan alıp yola devam ediyoruz.


Gaziantep’te doğal deriden el emeğiyle üretilen yemeni denilen ayakkabılar yaz aylarında ayak kokusu, ayakta terlemesi gibi sorunların da önüne geçiyormuş. Keçi ya da manda derisinden üretilen bu ayakkabılar kimi yerde 90 tl ye kadar çıkıyor. Ben de kendime bir tane aldım ve 60 tl ye buldum. 



Şehirde 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar bakırcılık yapılmış. Bakırcılar çarşısında ki dükkanlar 19.yüzyıldan kalma. Kemerli girişlerle sokağa açılan dükkanlar düzgün kesilmiş sert kalker (keymıh) taştan yapılmış. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve ÇEKÜL Vakfı’nın hazırlamış olduğu “Bakırcılar Çarşısı Sokak Sağlıklaştırma Projesi” kapsamında 8 sokak ve 280 dükkan restore edilmiş. Kültür Yolu Projesi kapsamında yer alan çarşı Tarihi Kentler Birliği’nin “Başarı Ödülüne” layık görülmüş.


Medusa Cam Eserler  Arkeoloji müzesi ise alanında Türkiye'de ki tek özel müze. Birkaç eski Gaziantep evinin restore edilmesiyle sağlanan alanda yaklaşık 2 bin cam eser ile 1000 altın ve gümüşten oluşan koleksiyon var.


                    Rotamız 2013 yılında Sunay Akın tarafından açılan Oyuncak Müzesi. Geniş bir avlusu bulunan müzenin 1. katında Fatoş, Gürel, Alasya, Nekur, Bilge, Dündar İnşaat gibi Türk oyuncak üretici markalarının oyuncakları bulunuyor. Çizgi film, tiyatro, sinema ve masal kahramanlarının oyuncaklarının bulunduğu oda, sinema odası olarak adlandırılıyor. Pinokyo, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Taş Devri, Hayalet Avcıları, Charlie Chaplin, Mickey Mouse oyuncakları sergilenen oyuncaklar arasında.




Gezdiğimiz yerlerden biri de Mevlevihaneydi. 1638 yılında inşa edilen Antep Mevlevihanesi ile ilgili pek çok tarihsel kaynak bulunmaktadır. Bunlarda en önemlileri iki vakfiyesi ve iki kitabesidir.
Mevlevihane’nin bilinen üç kitabesinden günümüze ikisi gelebilmiştir. Semahane kapısı üzerindeki altı satırlık kitabede Mevlevi dervişlerin ibadeti için Mustafa Ağa tarafından yapıldığı yazılı olan 1048 (M. 1638) tarihli bir Farsça inşa kitabesi yer alıyor.


                        Zeugma Müzesinin adını duymayan yoktur sanırım. Müzeye en alttaki Roma Hamamlarından başlayıp tepedeki evlere doğru giderek başlıyoruz. Zeugma aslında Kommagene krallığının bir kenti. Neler görüyoruz müze de neler. Dionisos'un Düğünü, Zeus'un Antiope'ye olan aşkı, Girit kralı Minos'un karısı Pasiphae'nin yasak aşkı gibi bir çok mitolojik olay var. 




                 Müze de ki mozaikler zaten dünya da eşsiz..Antep'in simgesi olan Çingene Kız mozaiği özel bir oda da sergileniyor. Karanlık bir labirentten ilerleyip karanlık bir odaya giriyorsunuz. Aynı Mona Lisa  tablosu gibi beklenenden küçük. Cinsiyeti aslında erkek deniyor.



Şehirde tarihi birçok cami var. Genelde bölge iklimine uygun olarak büyük taşlardan yapılmış. Karagöz Camide bunlardan biri. İnşaatı 1756-1758  yıllarında tamamlanmış. Renkli taş süslemelerine bu cami de rastlayabilirsiniz.


Bunca yürüme sırasında ara ara mola verdik. Kahve molası verdiğimiz bir yerden bahsetmek istiyorum. Burası Gümrük Hanı. Gaziantep’de bir dönemin ticaret merkezi olan Tarihi Gümrük Hanı, oldukça göze çarpan bir eser. 1873 – 1878 yılları arasında Hacı Ömer Efendi tarafından yolcu hanı olarak yaptırılmış. 2 katlı hanın üst katı konaklama için kullanılmış, alt katı ise ticarethane, depo ve ahır olarak kullanılmış.



Burada çok ilginç bir kahve içtik. Kahveci Seddar Beyde çift renkli dibek kahvesi mutlaka denenmesi gerekenlerden. Hem içtiğimiz kahvenin güzelliği hem ortamın atmosferi harikaydı.


Tahmis Kahvehanesi de görülmesi gereken yerlerden. Almacı Pazarı ve Buğday Pazarının biraz ilerisinde Mevlevihanenin yanında yer alıyor. 1640 yılında inşa edilen iki katlı bina çok güzel bir kahvehane olmuş. Tahmis kahve dövülen yer demekmiş. Burada menengiç kahvesi ve zahter çayı içtik.


Antep sokaklarında gezerken bir çok yerel pazarcı ile karşılaşmakta mümkün. 


Binasını görüp hayran kaldığım yerlerden biri de kütüphaneydi. Gaziantep Münif Paşa İl Halk kütüphanesi binanın güzelliğini görmeden gitmeyin. İçini gezdiğimde düşüncelerim değişti çünkü böylesine güzel bir tarihi binanın içi kendine has ve dolu dolu olmalıydı. Kitaplıkların sıradanlığı, tarihi binanın içinde kayboluşları, etraftaki özensiz eşyalar, plastik şişelerden bir dağın cam önünde oluşu niye bu kadar ilgisiz olduğumuzu sorgulattı bana.


                         Çarşı içinde gezerken birçok fırın görüyorsunuz. Ebrar fırında harika zencefilli, karanfilli kurabiyeler aldığımız yer oldu. 


Antep'te yapılacakların başında Zekeriya Katmer Salonuna gitmek oluyor. Süt eşliğinde bir tane katmer iki kişiye yetebiliyor, aklınızda bulunsun.


                   Baklava meşhur Antep'te. Nerede yenmeli deyince Koçak  önerebileceğim mekanlardan. Özellikle fıstıklı şöbiyet en sevdiğim.


Antep'te yenecekler listesinin başında kebap ve küşleme geliyor. Biz ilk olarak Zeugma Müzesinin arkasında bulunan ve çok tavsiye edilen Halil Usta da yedik. Ama memnun kalmadım. Tamam küşlemesine lafım yok ama bazı yerler ünlü olunca oradan kaçacaksın belki de. Gitiğimizde öğlene yakındı ve kapısının dışına kadar doluydu. Tam da o sırada bir otobüs turla turist gelince curcunayı siz düşünün. Kendimizi zar zor içeriye atarak kalabalık bir masanın ortasında tanımadığım insanlarla burun buruna yemek yerken bulduk. Bu sırada eşimle iki cümle bile konuşmadık çünkü öyle çok gürültü vardı ki anlatamam. İstanbul halkı alışmış belki de buna. Herkes halinden memnundu. İki tabak karışık kebap ve iki tabak salata, iki ayrana 84 tl ödedik. 


                                         Kebaptan çok yöresel yemekleri yemek benim favorim. Yemek mekanı ararken acaba İmam Çağdaş'a girsek mi girmesek mi diye düşünürken Yesemek Lokantasını gördük. Halil Usta da ki kalabalığı burada da görünce İmam Çağdaş'tan vazgeçtik  ve Yesemek Lokantasına girdik. İyi ki de böyle yapmışız, birbirinden harika lezzetleri burada tattık. Beyran çorbası, Alaca çorbası, şiveydiz ,kuru dolmalar her şey harikaydı. Garsonların alakası, huzur içinde yemek yemeniz ve sonunda makul bir fiyat ödemeniz  ( iki kişi 55tl )  lokantanın artıları.


Çok lezzetli kebap yediğimiz bir lokanta da   Çulcuoğlu Lokantası oldu.  Herkese tavsiye ederim. Yalnızca kebap sipariş vermenize rağmen  önünüze o kadar çok ikram geliyor ki şaşarsınız. İlk gün Halil Usta faciasından sonra bu iki lokanta moralimizi yükseltti. Çalışanların ilgisi, çorbadan tatlıya ,meyveye ikramlar tıka basa doymamıza neden oldu. Sonuçta 60 tl gibi bir ücret ödedik. 


Zekeriya Katmerden farklı olarak Metanet Beyran Salonunda Simit Katmeri de  mutlaka denemelisiniz. Hem görüntü hem de lezzet on numara. 


İki dolu gün gezmemize rağmen şehir de eksik kalan yerler de oldu tabi ki. Günde neredeyse 20 bin adım attık. Çok yorulduk ama yine harika bir seyahat  geçirdik. 

12 Nisan 2018 Perşembe

KÖYDE BAHAR


Ben ki her nisan bir yaş daha genç
Her bahar biraz  daha aşığım 
der Orhan Veli..
Mevsimler döngüsü devam ediyor, her yıl tekrar tekrar şaşırıyoruz doğanın gücüne. Her yıl aynı şekilde içimizi mutluluk dolduruyor bahar gelince. Farkında mısınız bilmiyorum , bu mutluluğu kaybetmemek , her sene tekrar tekrar hissetmek bile ne kadar önemli şu dünya da. Ağzımızın tadı dedikleri bu olsa gerek.


               Biliyorsunuz yaşadığım yere yakın bir köye her sabah 9 da gidip geliyorum. Köyde öğretmenlik harika bir şey. Böyle olmasına rağmen nerede öğretmensin dediklerinde köyde dediğimde herkeste bir duraklama olup sonrasında söylenen tek kelime ' olsun'  oluyor. Sonrasında bunu ben istediğim için böyle olduğunu söylediğimde hayretle bakan gözler. Bende bir anormallik var biliyorum.


 Nisan ayların en güzeli. Köyde daha bir  güzel. Genelde okul çıkışı köy minibüsü gelene kadar geziyorum evler arasında.


Bu yüzden fotoğrafladığım yerleri de sizlerle paylaşmak istedim.






Yıllar sonra koyunlar, hindiler görmek, tavuk, horaz seslerini dinlemek çok güzel. Sonra da şehrin kalabalıklığına gitmekte bir o kadar kötü.




6 Nisan 2018 Cuma

Cuma Geldi !

Ne çabuk değil mi ? Ama sağlık,huzurla geçti günlerimiz ya şükürler olsun. İnsanın kendi mutluluğunu, huzurunu yazmasının bile anlamsız olacağı, utanç duyacağı bir zamandayız aslında. Hem cuma yazıları yazmayı seviyorum, şükretmek zorunda hissediyorum kendimi, hem de bir kaç şehir ötemizde yaşanan savaş, öldürülen insanlar, evlerini bırakıp savaşmaya gitmek zorunda olan gençler, sokaklarımızı dolduran aç ve sefil göçmenler geliyor aklıma. Sonra da utanç duyuyorum, kendi sağlığım , hayatımdan bahsetmek anlamsız geliyor ama yine de yazıyorum. Çünkü böyle hisseden binlerce kişiyiz. Bilmiyorum belki de ileri de hiç yazmaz olurum. Bir şey değişmez tabi, sırça köşklerimizde oturur oluruz yine ama bundan bahsetmeyiz.
Dün beni instagramdan  takip eden biri birçok övgü dolu söz yazdı. Yaşamınıza bayılıyorum dedi. Mutlu oluyorum tabi ki böyle sözlere. Biraz da olsa insanlara bu duygumu geçiriyorum diye. Ona güzel yaşamak için uğraştığımı yazdım. Durup dururken altın bir tabakta gelmiyor bu. Güzel yaşamak, güzel görmek, güzel çocuk yetiştirmek için çoook uğraşıyorum. Böyle yapmaya çalışanlar beni anlayacaktır.


Çocukların dünyasında olduğum için çok müteşekkirim..


Öyle güzel bir coğrafyadayız ki, her mevsimi yaşıyoruz. Bu fotoğrafı cumartesi çektim sahilde. Hava kapalıydı ve ağaçlar daha çıplaktı. Tam beş gün sonra her ağaç bembeyaz oldu. Bu kadar kısa süre de böylesine değişim bir mucize..


Hafta içi Litvanya'dan misafirlerimiz vardı. 6 yıl önce okulumuzun yaptığı comenius projesiyle bir çok ülkeden dostlarımız oldu. Onlarla bağlantıyı kesmedik bu süre içinde. Litvanya gurubu tekrar geldi bu hafta. Onlarla akşam yemeğinde buluştuk.



Hafta başı yağmurlu günler yaşadık . Her sabah gittiğim yol. Neredeyse 2 km yürüyorum köy minibüsüne gitmek için. Ama bu zorunlu yürüyüşü çok seviyorum. Başkası olsa oraya gitmek için şehiriçi minibüsüne biner ama bunu yürümek için fırsat olarak görüyorum.


Çarşamba itibariyle hava durumu çok güzeldi. Güneş olunca gittiğim yolda ki ağaçlarda coştular. Ne iyi 
yapmışlar da bu ağaçları ekmişler. Etrafta araba da dolu olmasa yol çok keyifli.


Okula gittiğimde köy hayatı karşılıyor beni. Yine bir okul çıkışı köyde dolaştım. Çok güzeldi her yer, bahar artık iyice gelmişti.


                     Bugün de harika bir hava var köyde. Öğlen okul bitse de biraz daha gezsem diyorum ağaçların altında, baağlarda bahçelerde. Merak edenlere ipucu, instagramda bazen story çekiyorum gezerken. Bu hafta sonumuzun da güzel ve mutlu geçmesi dileğiyle...


Tasarım:Sawako Kuronuma