9 Mart 2018 Cuma

Bir Cuma Daha..

                         Sanki daha dün yazdım cuma yazısını. Zaman hızlıca aktı yine, bir hafta daha geçti. Cuma şükrümüz tüm sahip olduklarımıza gelsin çünkü onlar hep güzel şeyler. Ailem başta olmak üzere sağlığımız, evimiz, huzurumuz, güvenliğimiz , aç ve açıkta olmayışımız için binlerce şükür.
Bir hafta daha geçti dedim yine benzer şeyleri yaşadığım çoğunlukta. Ama buna da şükür diyorum, çünkü huzurumuzu bozacak, herşeyi altüst edecek olaylar yaşamamakta çok güzel. Bir hafta boyunca okula gittim geldim, aynı sınıf aynı çocuklar yolda aynı insanlar, mahallede aynı komşular. Yavaş yavaş etrafı şenlendiren bahar tomurcuklarını gözlemliyorum . Belki bir iki hafta sonra etraf bembeyaz olacak diyorum kendime. Sabah sekizi on geçe evden çıktığımda evimin duvarının arkasından kollarını çıkarmış erik ağacını görüyorum. Daha geçen gün çıplaktı kollar, şimdi bakın nasıl.



                 Kahve -kurabiye ikilisi işte en sevdiğim. Yeni başladığım etamin işim kadar zevklisi yok.



             Evde en sevdiğiniz köşeler var mıdır ? Benim sehpam. Çünkü üzerini hep değiştiririm, ruh halime, mevsime, özel günlere göre. Şu an bu sevdiklerim var.




            Oturma köşem kışın burası. Manzaram bir eve baksa da onu görmemeye çalışarak çam ağacımı seyrederim buradan. Kitap okur, örgü örer, film seyrederim yeşil koltuğumda. Bizimkileri hiç oturtmam :)




             Bu hafta okuduklarıma gelince. Tam üç kitap okumuşum. İlki Fikret Mualla'nın yaşam öyküsü Hıfzı Topuz'dan. Off çok üzüldüm, çünkü bir tutunamayan o. Pariste ki yaşamı, sefilce geçen yıllar, ölümünün Alp dağlarında ki bir köyde hiç kimsenin olmasını istemeyeceği şekilde.



                            Diğer kitap İbrahim Tenekeci'nin yazıları. Bir günde okudum, ne kadar haklı bir çok konuda.




                                   Son kitabım Henry David Thoreau  Walden Gölü. Yazarın daha önce bir kitabını okumuştum. Hayat felsefesi doğada yaşam. Benim için hayranlık verici bir olay.Yıllarca ödenen kredilerle evler satın almayı anlamsız buluyor, insanın basitçe doğa da yaşayabileceğini savunuyor. Altını çizdiğim bir paragrafla bitiriyorum.



'' Çünkü evlerimiz sığınmaktan çok içine hapsolduğumuz işe yaramaz mülkiyetlerdir. Kaçınılması gereken kötü komşular ise kendi aşağılık nefesimizdir. Bu kasaba da yaklaşık bir nesildir varoşlarda ki evlerini satıp da köye taşınmayı düşünen ama bunu başaramayan en azından bir kaç aile tanıyorum. Ve yalnızca ölümdür onları özgürleştirecek olan.''


























2 yorum:

  1. Son kitapta yazılanlar çok doğru ama insan yine de evsiz yapamaz ki... herkes güzel evlerde oturmak ister. Örneğin evinizin fotoları ne kadar güzel, sıcacık bir yuva hissi uyandırıyor insanda. İşte insanın hep bu duyguya yani bu duyguyu verecek eve her zaman ihtiyacı var mutlu olmak için (bence)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten haklısınız, hele ben evin önemine çok inanan biriyim. Yazar zaten çok uçlardan bahsediyor tüm kitap boyunca. yazdıklarında haksız
      değil, konforsuz yalnzca temel ihtiyaçlar sağlanarak yaşayamaz mı
      insanlar , yaşar ama içimiz de hep daha fazlasını daha güzelini
      isteyen birşey var. bunları istemeyen zaten ya peygamber olmuş ya da
      nirvanaya ulaşmış. mutluluğu nelerde bulduğumuzda önemli tabi ki..

      Sil

Tasarım:Sawako Kuronuma