30 Mart 2018 Cuma

Bugün Cuma


Gulliver'in Seyahatlerinde ölümsüz insanların yaşadığı  Luggnag adasından söz ederken şöyle der yazar ;
'' Ne var ki uzun yaşamak da mutluluk getirmemiştir insanlara. Aksine yaşlanıp yorgun düşmüş, amaçları kalmamış, adalılar için ölüm neredeyse bir umut olmuştur. '' 
Uzun yaşamaktan çok yoğun yaşamak önemlidir derler. Hayatımızı ne kadar dolu dolu yaşıyoruz. Bu hep en iyileri yapmak değildir bence. Yaptıklarımızı özenle seçip zevk almaktır , iyisini hayırlısını yapmaktır. Peygamberimiz '' Güzel söz sadakadır '' der. Konuşmalarımızda bile özenli olmalıyız, yalnızca konuşma deyip geçmemeliyiz. Hayatımızı güzelleştiren unsurlar bir bütündür. Konuşmamızdan, hobilerimizden, evimizi oluşturma tarzımızdan,günlük uğraşlarımızdan,işimizi nasıl yaptığımızdan arkadaş seçimimize kadar herşey hayatımızı oluşturur. 
Bu cuma şöyle bir oturalım , yapabildiklerimizi ve yapamadıklarımızı düşünelim. Sonra da neler oluyor şu dünya da neler yaşanıyor ve benim durumum ne diye düşünüp şükretmeliyiz.


Çocuklarla çalışmak harika bir şey. Büyükler dünyasının saçmalıklarını, kıskançlıklarını kapı dışında bırakıyorsunuz. Gerçekten masum bir dünya içinde yer alıyorsunuz birkaç saat. İşimiz zorlukları yalnızca kalabalık sınıflar, herşeyi bilen ve sizi eğitmeye kalkışan işbirliğine kapalı veliler ve anlayışsız idareciler.


Bu hafta ki şükürümüz ailemizin, yakınlarımızın sağlıkla yanımızda oluşlarıyla başlasın . Sınıfımın huzuru, tatlı öğrencilerim için de ayrı şükür duyuyorum.


Bahçem için onlarla kozalak boyadım bu hafta. Sonra da hemen yerlerini aldı kozalaklar, Bodrum menekşelerinin dibinde. Bahçe bakımını bugün okuldan eve dönünce yapacağım. Kış boyu otlar kapladı heryeri. Sağolsun yoldan geçerken millet bol bol çöpünü attı bahçeme. Genelde yedikleri bisküvi, çikolataların kağıtları ve kola şişeleri. Etrafı ayrıca dökülen yapraklar doldurdu. Bugün kısmetse Cemalle herşeyi düzenleyeceğiz. 


Geçen haftasonu balkonumda ki çiçekleri yenilemiştim. Sardunyaların saksısını ve toprakarını değiştirmiştim. Yeni kaktüslerde ektim. Baya bir kaktüs köşem oldu evimde. Onları da bir gün paylaşacağım. Çünkü kaktüsler en güzel bitkilerden. Zahmetsiz güzelliklerini her mevsim size sunarlar.


Bu hafta hava durumu böyleydi bizim köyde. Sis hiç eksik olmuyor ve ben bunu çok seviyorum.


Bahçemin bir bölümünden size hayırlı cumalar dileyerek bitiriyorum. Haftaya görüşmek üzere..

26 Mart 2018 Pazartesi

Bir Kış Günü Öğleden Sonra

                    
            İlkbahar başladı sayılır,  gündüz yavaş yavaş uzamaya başladı. Ya da kışla bahar arasında gidip geliyoruz. Gün içinde çarkta dönen farecikler gibi hissediyorum kendimi. Oradan oraya koşturuyorum gün içinde, tamam yarım gün çalışıyorum ama vakit ellerimden akıp gidiyor sanki. Yapmayı sevdiğim şeylerin başında da yıllar önce kocasını ve beraber yaşadığı annesini kaybetmiş evinde yalnız yaşayan  yetmiş küsür yaşında ki halamı ziyaret geliyor. Her zaman düzenli ve temiz olan halam şimdi de öyle. Kız halaya çeker derler ben de hep düzenliyimdir, evi toplamadan koltuklarda düzeltilmemiş bir tane yastık kalmadan kesinlikle yatmam. 
             Halama giderim ve sessiz evinde en sevdiğim köşeye otururum. Tam mevsimidir Marguerite Duras'ın  Bir Kış Günü Öğleden Sonra kitabını hatırlamak için. Okuyanlar bilir kitabın kahramanı kadın şiirler yazar hep. Kocasına okur ama kocası anlamadığını söyler yazdıklarını. Yazmayı yine de bırakmaz.Karısı bir kış günü öğleden sonra ansızın bulutların arasından süzülen güneşi anlatır. Kış günleri “kimi öğleden sonraları gökten inen, parklara, kış ufuklarına, demir atmış teknelere vuran o olağanüstü ışığı” yazar. “Bu güneş mızraklarının açtığı, hiçbir görünür iz bırakmayan bu yaralardan” söz eder.
Bana ışıklar her zaman birşeyler anlatır. Her mevsim hissettirdikleri farklıdır. Kışın ışık yok değildir , tüllerimizden evlerimize girer tüm ağırlığıyla. 


Halama geldiğimde geçen gün, menekşelerin tüm güzelliğine , neşesine rağmen kitabı ve kış güneşini hatırladım. Işık mevsimlere, günün saatlerine göre nasıl da değişiyor. Ya da yaşlı bir insanın evinde hep böyle acı ve donuk mudur? 
Halamın sesi beni bu ağır ortamdan çıkarır '' hadi kahve içelim ''. En büyük keyfidir Türk kahvesi. Babaannemden geçen bir alışkanlık belki de, o da her gün içerdi. Hatta küçükken onun evinde mangalda yaptığı kahveleri hatırlıyorum, mitoloji kahramanlarıyla dolu bir tepsi de servis yapardı kahveleri. Boş tepsiye uzun uzun bakarak hayal kurardım. Şimdi ki çocuklar gibi ne canımız sıkılıyor derdik ne de  mızmızlanıp kafa şişirirdik. Bir tepsiyle zaman geçiren çocuklardık. 
Beni eskilerden koparan halamın sesini daha çok duymak istiyorum. Bir o bir de babam kaldı şunun şurasında. Şule Gürbüz'ün dediği gibi :
Kendinizi yok etmeyi,en azından yok saymayı düşündüğünüz bir anda , birisi bir kahve ısmarlayıverir; ve bir kahveyle fit olup yaşama devam etmeye karar verirsiniz. Değişen bir şey yoktur tabii - ve bu kimse yeni biri de değildir. ''




















23 Mart 2018 Cuma

Yeni Bir Yaş ...


Geçen gün arkadaşlarımla yeni yaşımı karşıladık. Şu blogumda arşive girsin istiyorum güzel pastam. Arkadaşlarımla kutladığımız doğumgünü partilerini şimdiye kadar farklı mekanlarda kutladık. Yaş ilerledikçe daha bir evcimen oluyorum galiba. Bu yıl hiç bir yere gitmek istemedim. Mekanların abartı fiyatları sizden koparıp baştan savma hizmette bulunmasına ayrı bir sinir oluyorum. Bu yüzden kızlar bana geldiler.


                                Arkadaşlarımın her biri farklı maharetlere sahip. İşte bu pastayı benim için yapan instagramda da bulacağınız Esmasultanınikramları..


Evimizde çayımızı demleyip daha güzel bir ortamda doğum günümü kutlamış olduk. 


Bir yaş daha yaşlandım tabi işin acı tarafı. Ama derler ya bugün yarından daha gençsin. Ne yapalım bardağı dolu tarafından görmekte fayda var.

20 Mart 2018 Salı

Hoşgeldin Bahar Partisi


Altı kişilik kapalı kızlar grubumuz var yani kapalı derken başka kimseyi almıyoruz :)  Yıllardır beraberiz ve şimdiye kadar aramızda ne bir yanlış anlama, ne bir sürtüşme, tartışma olmuştur. Maşallah diyelim ! Beşimiz öğretmen bir tanemiz grafik tasarımcı ama o da İstanbul'da ki 20 yıllık iş hayatından kendini emekli edip memleketine yani şimdiki yaşadığımız yere döndü. Grubun en yaşlısı ben 44 yaş, diğerleri 40, 35, 30 ve 26.
Bu kadar farklı yaşların anlaşması ortak zevklerin fazlalığından oluyor bence. En gencimize hep takılırım '' kızım ya teyzelerle işin ne '' diye. Ama  aradığı heyecan bizde tabi :)


Doğum günlerimizi dört gözle bekleriz ,parti yapmak için fırsattır. Bazen şehir de bir klube gideriz, bazen bir kafede bazen evde. Bunların dışında birşeyleri bahane ederek partiler hazırlarız. 
İşte geçen gece de ilkbahar partisi düzenledik.


Her parti bir arkadaşın bu görevi üstlenmesiyle oluyor. Bahar partimizi en küçüğümüz Esmanur düzenledi. İnstagramda çok güzel paylaşımları var , merak edenler bakabilir.         ( Gezgincibulut )


Arkadaşım sofrasına baharı getirmiş. Çok güzel ayrıntılar var. Tabaklarımızda ki sümbüllere, lavanta desenli peçetelerimize, hepimize bir gül hazırlamasına bakar mısınız..


Arkadaşlarımızdan biri hamile ve yakında baby shower partimiz olacak. Onun davetiyesini de o gece bize dağıttı. Çokta güzel fotoğraflar çeker. İnstagramda adı   _anfo



Gecemize özel pastamız harikaydı. Şu pastanın güzelliğine bayıldık..




Partilerimizin konseptine göre giyinmekte diğer kural. İlkbahar renklerinden oluşan elbiseler, etekler, kazaklar..


                            Hep birlikte güzel bir masa çevresinde toplanıp, güzel yemekler yemek, sohbet etmek, müzik dinlemek, kahkahalar hayatımıza renk katan unsurlar. İlerleyen günlerde 2 doğumgünü,  bir baby shower, bir yaza merhaba partisi daha var. Hatta bir tanesi yarın :)  Sonra herkes yaz tatiline kısmetse.
                          Hee bu arada kocalar nerede mi? Ev sahibinin kocası genelde tüm gece bir kafede. Diğerleri evde  :)

16 Mart 2018 Cuma

Cuma Gelmiş


                  Haftasonuna geçmeden cuma şükürümüz en çok sağlıklı oluşumuza gelsin. Hasta olan herkese acil şifalar dilerim. Belki en güzel günlerimiz bunlar, herkesin derdi sorunu var , olmaz mı ama yine de yaşıyoruz şu an önemli olan bu. Hayatın güzelliklerini görmeliyiz, paylaşmalıyız ve şükretmeliyiz. 
Geçen cumartesi ve pazar küçük kasabamda vakit geçirdiğimiz bir haftasonu oldu. Hava da çok güzeldi. Bisikletimi alıp çıktım yollara. Ana yolun yanına bu küçük yol yapıldı, üç yıldır bisikletle buradan yan köye geçiyoruz. Bir tarafımızda deniz, yeni ekilmiş ağaçlar ve toprak yol. İleri de bu ağaçların büyüdüğünü hayal ediyorum. Şimdiye kadar niye bu yol düşünülmemiş bilmiyorum.Şimdiye kadar kocaman çınarlar olurdu. 


Yan tarafta bulunan yer tam bir köy değil , kasaba da değil. Ama deniz kıyısında, balıkçı ailelerin bulunduğu küçük bir yer. Hep sahilinde gezerdim, bu sefer içlere gireyim dedim. Baharda geldiğinden çok güzeldi bahçeler. 


  Burada bisikletle dolaştıktan sonra bizim plaja döndüm. Yazın çok kalabalık oluyor, insanlar denize giriyorlar böyle sakin halini ancak bu mevsimde görüyoruz. Haftasonu buraya gelip oturan iki arkadaşım var. Onları burada bulacağımı bilirim hep. Yanlarına gidip otururum ben de. Yine öyle yapıp sohbet muhabbet harikaydı.


Sonra eve dönüp kahvemi içtim. Bu hafta ne yazık ki tek kitap okudum . o da çok ince bir kitaptı aslında. Başka kitaplar okuyamadım ama dergiler vardı elimde . Onları bitirdim.


                                            Cevizli portakallı kek haftanın süprizi. 



                           Bu hafta içi yağmur, güneş, şimşek birçok şeye şahit olduk. Sokak aralarında gökyüzünün renkleri süpriz yaptı bize. 


Bu hafta yaptıklarım arasında kaktüslerimin topraklarını, saksılarını yenileyerek evin ön tarafına çıkarmak vardı. Bahçe işlerine daha başlamadım. Nisan gelmesini bekliyorum. Ama daha bir çok değiştirilecek saksı var, budanacak ağaçlar, temizlenecek bahçe var.


Seyrettiğim dizilerden Casa de papel in  9. bölümündeydi sanırım. Evladının olması nasıl bir şey diye soruyordu karakterin biri. '' Bir kamyon dolusu yükün üzerine boşaltılışı gibi bir şey '' diyordu diğeri de. Gerçekten de ebeveyn olmak çok farklı bir sorumluluk , güzellik, zorluk. Kızımın artık 13. yaşını dolduruşu , bunca yılın nasıl geçtiğini anlamaya çalışmak, geçmesin daha çok bebek kalsın çocuk kalsın daha çok benimle olsun daha çok kucağımda seveyim duyguları bir tarafta ,


Off ne zaman akıllanacak, ne zaman beni üzmez olacak , ne zaman bu zorluklar bitecek diye beklemek diğer tarafta. Geçen gün eski fotoğraflara bakarken çok üzüldüm. Aceleyle geçmiş zaman en kıymetli anlarımızı almış elimizden gibi geldi, nerede o bebeklik anları, nerede çocukluk, zaman gerçekten çok acımasız.


Böyle hızlıca geçsin istemiyorum, her yaşın tadına varalım, hep birlikte olalım diyorum. Ama ergenlik artık bir çok şeye engel oluyor. Yaş ilerledikçe insanlar boşuna duygusal olmuyor. Ben daha şimdiden böyleyim, sonumu düşünemiyorum. 70 li yaşlara geldiğimde gözyaşları her daim gözünde olan birine dönüşeceğim galiba.
Yine de bugünlerime şükrediyorum. Dünya da ya da ülkemizde olan birçok saçmalığı dışarda bırakarak. 

9 Mart 2018 Cuma

Bir Cuma Daha..

                         Sanki daha dün yazdım cuma yazısını. Zaman hızlıca aktı yine, bir hafta daha geçti. Cuma şükrümüz tüm sahip olduklarımıza gelsin çünkü onlar hep güzel şeyler. Ailem başta olmak üzere sağlığımız, evimiz, huzurumuz, güvenliğimiz , aç ve açıkta olmayışımız için binlerce şükür.
Bir hafta daha geçti dedim yine benzer şeyleri yaşadığım çoğunlukta. Ama buna da şükür diyorum, çünkü huzurumuzu bozacak, herşeyi altüst edecek olaylar yaşamamakta çok güzel. Bir hafta boyunca okula gittim geldim, aynı sınıf aynı çocuklar yolda aynı insanlar, mahallede aynı komşular. Yavaş yavaş etrafı şenlendiren bahar tomurcuklarını gözlemliyorum . Belki bir iki hafta sonra etraf bembeyaz olacak diyorum kendime. Sabah sekizi on geçe evden çıktığımda evimin duvarının arkasından kollarını çıkarmış erik ağacını görüyorum. Daha geçen gün çıplaktı kollar, şimdi bakın nasıl.



                 Kahve -kurabiye ikilisi işte en sevdiğim. Yeni başladığım etamin işim kadar zevklisi yok.



             Evde en sevdiğiniz köşeler var mıdır ? Benim sehpam. Çünkü üzerini hep değiştiririm, ruh halime, mevsime, özel günlere göre. Şu an bu sevdiklerim var.




            Oturma köşem kışın burası. Manzaram bir eve baksa da onu görmemeye çalışarak çam ağacımı seyrederim buradan. Kitap okur, örgü örer, film seyrederim yeşil koltuğumda. Bizimkileri hiç oturtmam :)




             Bu hafta okuduklarıma gelince. Tam üç kitap okumuşum. İlki Fikret Mualla'nın yaşam öyküsü Hıfzı Topuz'dan. Off çok üzüldüm, çünkü bir tutunamayan o. Pariste ki yaşamı, sefilce geçen yıllar, ölümünün Alp dağlarında ki bir köyde hiç kimsenin olmasını istemeyeceği şekilde.



                            Diğer kitap İbrahim Tenekeci'nin yazıları. Bir günde okudum, ne kadar haklı bir çok konuda.




                                   Son kitabım Henry David Thoreau  Walden Gölü. Yazarın daha önce bir kitabını okumuştum. Hayat felsefesi doğada yaşam. Benim için hayranlık verici bir olay.Yıllarca ödenen kredilerle evler satın almayı anlamsız buluyor, insanın basitçe doğa da yaşayabileceğini savunuyor. Altını çizdiğim bir paragrafla bitiriyorum.



'' Çünkü evlerimiz sığınmaktan çok içine hapsolduğumuz işe yaramaz mülkiyetlerdir. Kaçınılması gereken kötü komşular ise kendi aşağılık nefesimizdir. Bu kasaba da yaklaşık bir nesildir varoşlarda ki evlerini satıp da köye taşınmayı düşünen ama bunu başaramayan en azından bir kaç aile tanıyorum. Ve yalnızca ölümdür onları özgürleştirecek olan.''


























5 Mart 2018 Pazartesi

Hayat Hep Berbattı Zaten

                     Dücane Cündioğlu'nun kendimden de bir şeyler bulduğum yazısını okudum  geçenlerde.Şöyle diyor :
                      ''Ne olup bittiğinin farkında olanlar için daha da berbattı. Farkında olmayanlara gelince, hayatın berbat olup olmadığının ne önemi var onlar için? Farkında olmak, ızdırab çekmek demek, hayata alışmamak, bir türlü rahat olamamak demek. Farkında olmak, varolmak demek, varoluşu idrak etmek demek. Farkında olmak, dahil olmak, oyuna katılmak demek değil, bilakis farkında olmak, oyunun farkında olmak, katılmaya değmeyecek bir oyunun oynandığını görmek demek. Oyuna katılmak, topluma katılmak demek. Toplumun içinde, toplumla birlikte ve toplum için oynamak demek. Hepsinden önemlisi topluma oyun oynamak demek.''
                        Katılmaya değmeyecek bir oyunun oynandığını görmek demek diyor, ne kadar da benim düşüncelerime uyuyor. Hayatımın her döneminde her şeyin farkında olup mevcut düzene, insanlara, düşüncelere karşı olup pasif etkiyle cevap verdim. Tepkisizlikte dese bir çokları hep böyleydim. Şimdi değişen bir şey yok. Hatta daha da karamsarım, bu insanlıktan hiç umudum yok. Kendim ve ve sorumlu olduklarıma faydam varsa yeter de artar şu dünya da. 
                        Her zaman evimi ve içinde  geçen zamanımı dünyaya karşı koyuş olarak düşünüyorum. Eşyaların benimle geçen yıllanmışlıkları, özenle seçtiğim, hepsinin ayrı hatırası olan objelerim, bir zamanlar dağ tepe gezerek çektiğim şimdi duvarda duran fotoğraflarım, çok severek yaptığım sonra da imkansızlıktan yapamadığım tadı damağımda kalan seramiklerim, son yıllarda bir heves ördüğüm battaniyeler, kırlentler, kaktüs koleksiyonum,filmlerim, CDlerim,  minnoş oyuncaklarımız ve en sevdiğim onlarca kitaplarım. Hayatın saçma bir oyun olduğunun farkındayım ve evimde, sığınağımda kendimi koruyorum. Oyuna katılmıyorum Dücane Cündioğlu'nun dediği gibi katılmaya değmeyecek bir oyunun oynandığını görüyorum her an. 



                    Hayat hep berbattı zaten dışarıda. Ama evimizde ya da her insanın evinde bambaşka. Ölmek üzere olan insan bile en son evine dönmek istiyor bu yüzden. Son bir kez evini görmek. Yorgun geçen günden sonra bir an önce eve gitmek isteriz, ne kadar gezersek gezelim evimiz burnumuzda tüter. Akşam olsa da tüm aile bir araya toplanalım isteriz gün içinde.Hayatın berbatlığına karşı kendimi koruduğum, huzurlu olduğumu hissettiğim yerdir evim.  Neruda'nın filmini hatırlıyor musunuz ?

                Neruda postacı Mario'ya yazdığı mektupta, "Denizi özlüyorum. Kuşları özlüyorum. Bana evimin seslerini gönder. Bahçeye gir ve çanları çal. İlk önce rüzgârın hareketiyle sallanan küçük çanların ince seslerini kaydet, sonra büyük çanın ipini beş altı kez çek. Kayalıklarda yürü Mario, dalgaların patlayışını kaydet," diyor.
                    Hayatın berbat anlarından kaçıştır evlerimiz. Hayat berbattır  ama evimizde mutluyuzdur  her zaman. 














2 Mart 2018 Cuma

Ve Cuma Geldi !

                         Fahrenheit 451 gibi kült filmi hala seyretmediyseniz vakit kaybetmeyin ve izleyin. Çok sevdiğim bir bölümünde ki sözleri sizlere yazarak başlamak istiyorum cuma yazıma. 
       '' Büyükbabam, herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı derdi. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev , yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğü zaman gidebileceği bir şey, öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler. Ne yaptığın önemli değil  derdi, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona dokunduğun  zaman ki halini değiştiren bir şey yapmış olasın. Otları sadece biçen bir adamla , gerçek bir bahçıvan arasında ki fark dokunuştadır. Otları biçen adam orada hiç bulunmamış gibidir, fakat bahçıvan ömür boyu oradadır. ''


Bu hafta içinde her çeşit  iklimi yaşadık.Hava hep soğuktu, yazın  oturduğumuz yerler ıssız.. Dün bir anda bembeyaz oldu. Ne çok özlemişiz karı. Dünyanın yüzde 60'ı kar görmüyormuş. Geçenlerde tv de söyledi, inanamadım.İçinde olduğumuz şeylerin gerçekten kıymetini bilmiyoruz.






Sınıfımda geçirdiğim huzurlu saatler için şükrettim hep. Taşlarımı bile sevdirdim çocuklara. Tüm okulca bana taş taşıyorlar. Tüm okul dediğime bakmayın, köyde olduğum için çok azız. Benim sınıf yani anasınıfıyla beraber 40 bile değiliz.


                                 

            Bu hafta iki kitap bitirdim. İlki Türk-İslam edebiyatında Hocaların hocası, İlahiyat fakültelerindeki Türk-İslam edebiyatı kürsüsünün kurucusu ve ilk kadın akademisyenlerinden Doç. Dr. Necla Pekolcay'ın yaşam öyküsüydü. 
             İkinci kitap Gündüz Vassaf'ın yaptığı seyahatler sırasında bulunduğu havaalanlarında yazdığı yazılar.

                                 

                           Kar bir günlüğüne yağsa da sanki artık bahar geliyor. Çünkü balkonumda ki çiçekler coşmaya başladı. 


               

                 Özellikle şubat ve mart aylarında bu sukulentler sarı sarı açmaya başlarlar. 


                    

                Şükürler olsun ki yeni bir haftasonu tatiline daha ulaştık. Aynı zamanda mart ayı başlayarak yavaş yavaş ilkbahara giriş yaptık.Yorucu bir çalışma haftadan sonra dinlenmeyi de hakettik sanırım. Bu yüzden herkese huzurlu tatiller ..










Tasarım:Sawako Kuronuma