31 Mayıs 2016 Salı

Cennette Balayı

Balayı dedim ama bu ikincisi :) İlkinde bile böylesine güzel olmamıştı. Bunda çevrenin güzelliği, huzur, rahatlık ve konfor etkiliydi galiba. Yeni evlenenlere, evlenecek olanlara ya da anıları tazeleyeceklere rehber olması amaçlı bu oteli tanıtayım dedim.
Booking.com dan yaptığımız ayarlama ile mayıs ayında Fethiye de ki Nautical Hotel da 3 gece geçirdik. Otele gitmek için Fethiye de ki minibüsler ile Faralya'ya gittik. Otelin bulunduğu koyda iner inmez bizi safari aracı gibi bir araç karşıladı ve virajlı ,engebeli yolu küçük bir macera ile hoplaya zıplaya otele gittik. Bavullarımız hemen alındı, bizimle tüm tatil boyunca ilgilenecek bayanla tanıştık. Bu sırada otelin açık hava lobisinde harika bir manzara eşliğinde yorgunluk kahvelerimizi içtik.


Bize verilen oda taş evlerden biriydi. İlk günden banyoda ki su sorunuyla karşılaştık. Uzun süre çözmeye çalıştılar. Bizde sabırla yapılmasını bekledik. Olmayınca bizi yer olmadığından yan otel Perdüe Hotele   aldılar. 
Canımız bu aksaklığa sıkılsa da çalışanların özel ilgisi ve yeni odamızın güzelliğiyle bunu unuttuk.


                      Otel gerçekten de yurdumuzun harika koylarından  birinde. Deniz tertemiz, arkada çam ağaçlarından bir orman, cır cır böcekleri eşliğinde bir cennet sanki. Otel çocuk kabul etmiyor. Bu yüzden ağlama, çığlık sesleri yok, huzur ve sessizlik hakim.


                              Denize girip harika köşelerinden birinde birşeyler içebilirsiniz. Manzaramız zaten eşsizdi. Hava da şansımıza çok güzeldi. Her anı huzur içinde geçti.



                                    Okuma köşelerinde oturup vakit geçirdik, kitap götürmemize bile gerek yokmuş. Büyük bir kitaplığı vardı. Akşamları şömine de de keyifli anlar geçirebiliyordunuz.


                               Sabahları geç kahvaltı ile güne başladık. Uzun uzun besleyici ve lezzetli bir kahvaltı yaptık her gün. Denize bakan masalarda en az iki saatimiz geçti.


Kahvaltıdan sonra ilk kahvelerimizi bu salıncakta aldık. 



                                Sonra da buradan denize..







Şezlonglarda geçirilen zamanlara bayılıyorum . Hele böyle güzel bir yerde olursa...


                Fethiye'ye tam 10 saatlik yolculukla gelmiştik yalnızca dört günlüğüne. Ama burada  geçirdiğimiz günler o kadar sakin  ve huzurluydu ki tüm senenin yorgunluğunu attık. Dönüşte iş gücün sinir bozucu etkisine girsem de yaşadıklarımız güzel bir anı olarak biz de kaldı.


















25 Mayıs 2016 Çarşamba

Likya Yolunda Bir Haftasonu

                   Likya Yolunu bilir misiniz?   Likya Yolu, Fethiye’den Antalya’ya kadar uzanan toplam 535 km’lik bir parkur. Genelde insanların belirli parkurlar seçerek yürüdüğü bu yol, dünyanın en iyi 10 yürüyüş parkuru arasında gösteriliyor. İngiliz/Türk amatör tarihçi Kate Clow‘un çok büyük katkıları ile 1999 yılında ortaya çıkarılıp işaretlenen yol, aynı zamanda Türkiye’nin ilk uzun mesafeli yürüyüş rotası olarak biliniyor. Likya yolunu her yıl yaklaşık 30 bin kişi yürüyor. 
               Biz kaldığımız otele yakın bir yerden yani Fethiye'de Faralya bölgesindeki Kelebekler Vadisinden yürüyüşe başladık. 



                          Yürüyüşümüz amatörce nereye kadar gidersek türdendi. İlk önce Bu manzara da kahvelerimizi içtik. Burası Faralya bölgesinde ki Kelebekler Vadisi..  Babadağ’ın eteklerinde bulunan Kelebekler Vadisi 8 Şubat 1995 ‘de birinci derecede doğal Sit alanı ilan edilmiş ve her türlü yapılaşmaya kapatılmış.   Vadi adını, 80 den fazla kelebek türünü barındırdığı için ve özellikle burada bulunan Kaplan Kelebeği denilen ‘’Jarsey Tiger ‘’ türden ötürü almış. Yüzlerce kelebeği koloni halinde, en yoğun olarak  Haziran-Ekim aylarında izleyebilmek mümkün. Kelebekler için, vadi derinlerine doğru ilerlemek ve kaynağı Faralya Köyü’nde olan, 50 mt. yükseklikten yaz kış dökülerek Akdeniz’e akan şelaleye doğru tırmanmak gerekiyor.            
  

                         Daha  Sonra oradakilere sorarak yürümeye başladık. Zaten tüm yol boyunca kayalara, ağaçlara bırakılmış sarı kırmızı işaretlere bakarak yola çıktık.
Yol çok kolay değildi. Sık ağaçlar, kayalar, inişli çıkışlı bir yoldu. Ama çokta keyifliydi. Çünkü adaçayı, kekik, çam kokuları öyle yoğundu ki herşeye bedeldi.




                      Harika bir doğa , harika bir deniz eşliğinde uzun yürüyüşümüz Kabak Koyuna gelince sona erdi.



Kabak Koyuna tepeden aşağıya inerek ulaşıyorsunuz. Oraya giden servislerde var. Tüm araba için 50 tl fiyat veriyorlar. İster 1 kişi ister 10 kişi farketmiyor. Tepeden aşağı inmek kolay ama yukarı yürümek zor.


                             Biz aşağı inerken bir mekanda oturduk. Manzara süperdi. İsteyenler Kabak Koyunda bulunan çadır, bungalov tarzı yerlerde konaklayabiliyor.



Kabak Koyundan minibüsle otelimize döndük. Diğer yazımda kaldığımız oteli anlatacağım. Çünkü çok dingin, sessiz ve huzur dolu bir tatil yaptım. 



12 Mayıs 2016 Perşembe

Cuma Şükrü




Yeni bir haftasonu yeni bir cuma gelmek üzere. Şükretmek için cumayı beklemek olmaz tabi ama bugün özel bir gün bence. Tüm hafta içi çalıştık , koşturduk şimdi dinlenme zamanı. Bir çok şeyi yapmak üzere planlıyorum ama tembelliğe yeniliyorum çoğu zaman.
Şükürler olsun ki bu hafta da sağlık içinde geçti, anneler günü kutladık ailece. Şükürler olsun bu hafta da ailem benimleydi. En önemlisi bu benim için. Karamsarlıklarım, paranoyak düşüncelerim her zaman ki gibi ayrılmadılar benden bu hafta da ama olsun diyorum beterin beteri var.
Bu hafta içinde pırıltılı mutluluklar yaşadım şükürler olsun. Yine şükürler olsun ki bunları farketme gücüne sahiptim. Şimdi bunları sizinle paylaşmaya geldi zaman.


Bizim sokakta bir gün içinde açan, ortalığı çılgın bir kokuya boğan güllere,


Sabah saat 8 civarı benim okul yolunun her gün farklılaşan manzarasına,


Komşunun kıpkırmızı açan çiçeklerine,


Yine işe giderken yol üzerinde karşıma çıkan bu sevimliye, 


Aylar önce hastalanan , içinde çalışmaktan mutluluk duyduğu hobi dükkanını kapatıp tedaviye İstanbul'a giden  yaşlı amcanın geri döndüğünü evinin önüne koyduğu bisikletten anlamam, 


Hafta boyunca yağan bereketli yağmura,


Bahçemde ki çiçekleri coşturmasına,


Bir çok çirkinlik içinde güzellik yaratmaya çalışan insanların hala var olduğunu 2 metre karelik balkonlarında yaptıklarında görmeye,


Çok sevdiğim graffiti  süprizine bizim sokakta rastladığım için,


Yeni başladığım kitabı böylesine huzurlu bir ortamda okuduğum için Çok şükürler olsun Allah'ım. Şimdiden herkese Hayırlı Cumalar, Hayırlı Tatiller...










7 Mayıs 2016 Cumartesi

2 Ayrı Kıta & 2 Ayrı Semt

                    Yıllardır takip ettiğim  Fulya nın önderliğinde harika bir cumartesi geçirdik.  İstanbul'da ki iki semti doya doya gezdik. Şimdi bu gezinin ayrıntılarını birbirinden güzel fotoğraflar eşliğinde yazmak istiyorum. Fulya ile gezmeyi , yeni yerler keşfetmeyi, yeni insanlar ile tanışmayı seven bir grup insan olarak Kuzguncuk'ta buluştuk. İlk durağımız günün temposuna bizi hazırlayacak olan kahvaltı mekanımız La Mekan Cafe..


İçeriye kurulan sofraya 10 kişi birden oturup yanımızda tembel tembel yatan bir kedicik eşliğinde kahvaltımızı yaptık. Bir çok mekanda kahvaltı yapmışımdır. Buranın uygun fiyata birbirinden leziz yiyecekler sunması en büyük avantaj. Peynirler, zeytinler, zahter ve reçeller bir harikaydı. Turunç ve kuşburnu reçelleri ev yapımı.  Tabağımızı silip süpürdük, ikram edilen menemen bir anda bitti. Bıraksalar saatlerce otururduk ama gezilecek sokaklar bizi bekliyordu, kalktık ve çıktık Kuzguncuk yollarına..


Cumartesi sabahının tembelliği, haftasonu rehaveti herkesi sarmış ya da bu Kuzguncuk böyle bir yer, sakinlik etrafı kaplamıştı.


Nail Kitapevi semtin gözdelerinden. 



Gelin ve damatlar bu semti mesken tutmuşlar. Çekimler neredeyse her sokak başında karşınıza çıkıyor.



Buradan öğle saatlerinde ayrılıp Üsküdar  üzerinden Haliç'e giden gemilere bindik. Malum İstanbul manzarasını seyrederek Balat'a gitmek üzere yola koyulduk.



Uzun süre gezeceğimiz Balat'a ulaşıp sokaklarında kaybolduk. Bazen bir müzayedeye denk geldik bazen Balat'ta  oturanlara. Bazen durup sohbet ettik, bazen durmadan yürüdük. 


Balat'a gidip Hobbit House 'u gezmeden olmaz.  

 Murat Bey ve Sinem Hanım'ın misafirperverliği eşliğinde bu harika mekanı gezdik. Burası hem kafe, hem kendinize ya da sevdiklerinize hediye alabileceğiniz bir dükkan, hem de bir dayanışma evi. Gönüllüler giymediği kıyafetleri, fazla olan eşyalarını buraya bırakıyor ve ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını bekliyor. Murat Bey ve Sinem Hanım da bu işte harika bir köprü görevi üstlenmiş oluyorlar. Buradan hatıra kitap ayraçları aldım bende. Üst katlarda kahvaltı yapılıyor üstelik.



Diğer tarihi mekan Balat Fırını. İşte bu da  

 meşhur anasonlu galeta. 1923 ten kalma Tarihi Balat Taş fırınını yıllarca Rum usta Vasili Bey işletiliyor. Yetiştirdiği çırak Halil Beye yaşlanınca fırını satıyor. O günden bugüne fırında ne teknik anlamda bir gelişme oluyor ne de fırında yanan odunun cinsinde.




Kahve keyfimiz Cumba Kafede..





Balat'tan ayrılmadan önce akşam yemeğini Balat Kültür Evi Cafe Vodina'da yedik.  Soroptimist Kulüpler Federasyonu tarafından kurulmuş Vodina kafe kadınlar tarafından işletiliyor. Soroptimist ise ‘birbiri ile kan bağı olmayan ama kız kardeş gibi birbirine yardım eden kadınlardan oluşan topluluk’ demek. Ekonomik özgürlüğü olmayana kadınlara el emeklerini satabilmeleri için imkan veren Vodina Kafe, aynı zamanda semtteki maddi durumu yetersiz çocuklara kurs verilen bir mekan. Menüsünde bulunan mantı, sarma, kurabiye gibi lezzetler ev kadınları tarafından yapılıyor.


Buradan Karaköy'e  geçip graffiti dolu sokaklarını hayranlıkla seyrettik. Hayran olduğum bir sanattır graffiti , yapabilmeyi çok isterdim. Böyle bir yetenek olmayınca hepsi benim gözümde eşsiz olan bu resimleri fotoğraflamak tutkum. Karaköy kafeleri ayrı bir güzel. İstanbul gençleri üstüste oturup gürültü içinde muhabbet edebilme çabalarını seviyor. Ama çok güzel mekanlar da var.




Karaköy'de  güneşi batırıp geceyi karşıladığımız yer Karaköy Mare oldu. Rıhtımda, manzara süper bir yer. 


Gecenin ilerleyen saatlerinde Kocaeli'ye doğru yola çıktık. Gelen arkadaşlardan birinin önerisiyle Gebze'de Koala Kafe'de bir kahve içmeye karar verdik. Harika kahveler yapan Volkan Bey gece gece bize özel gösterim yaptı. İstanbulda ki baristalarla yarışabilecek biri.


Bir gün içine neler sığdırmış olduğumuza şimdi  bunları yazaken  farkediyorum. Önemli olan yapabileceklerimizi ertelememek. Bu gün içinde harika insanlar tanıdım. Hepimiz ayrı mesleklerden, şehirlerden, koşturmacalardan gelmiştik. Ama ortak paydamız gezme tutkusu. Bu başlangıç olur ve devamı gelir dileğiyle yazımı bitirip  nice keyifli  gezilere  diyorum..





Tasarım:Sawako Kuronuma