22 Ocak 2015 Perşembe

Fotoğraf Aşığı Dadı

                           Seyrettiğim bir  belgeselle  insana ait o gizemli  tarafı,  yaşamın niye  böyle olduğunu, bilinmez bir çok yönünün  bulunduğunu,  ölümle sonuçlanacağını  bildiğiniz hayat için ne kadar çok  çabaladığımızı, hayata dair  mucizelerin nasıl sürüp  gittiğini, yaşamın  nasıl kocaman olduğunu  ama bir insanın da evrendeki yerinin küçücük   yer kapladığını  düşünüp  durdum, göz yaşı döktüm. Seyrettiğim  Finding  Vivian Maier  ..  Belki  içimde ki  fotoğrafçılık  aşkı  yüzünden böylesine etkilendim bilmiyorum, Vivian  kimdir ,  ne yapmıştır biraz anlatmak istiyorum ama asıl  onu anlatan belgeseli seyredin. 
                        Vivian Maier'in keşfedilişi   ne  yazık ki  ölümünden  sonra oluyorChicago'da yaşayan John Maloof adında, 26 yaşındaki genç bir emlakçının bir müzayede salonunda, içinde 1950 ve 60 lardan kalma bir sürü siyah beyaz fotoğrafın olduğu bir kutu bulmasıyla başlıyor. Bu gencin çabalarını  izliyorsunuz  filmde.  Çünkü  bu  negatifleri  önemseyip basıyor  ve  birbirinden güzel kareler görüyor. Hayat  çok ilginç,  tüm yaşamı  boyunca  bu  kadar  çok  fotoğraf  çek,  çok değerli olabilen bu  fotoğrafların  keşfedilmemiş  olması , öldükten  sonra bir tesadüfle  hayat bulması. 
Maloof  bu  kadının  izine düşüyor,  google da  araştırıyor  ama  yakın zamanda  ölüm  haberinden  başkasına rastlamıyor. Diğer  negatiflerinin  peşine  düşüyor, onu  tanıyanları  bulmaya  çalışıyor,  uzman  insanlara  gösteriyor fotoğrafları. Belgeseli  izlerken  onun bu  çabasına  şaşırıyorsunuz. 



                        Ekim 2009'da, fotoğraf paylaşım sitesi flickr'da sokak fotoğrafçılığı üzerine bir gruba, Vivian Maier'in ününün duyulmasında bir dönüm noktası olan  mesajı  gönderiyor : "Elimdeki bunca negatifi sizlere vermenin dışında ne yapabilirim?"    Bu arada, Maier'in negatiflerinden bir kısmını gücü yettiğince dijitize edip internette, kurduğu Vivian Maier blogunda paylaşmaya başlıyor. 
John Maloof'un bir ayakkabı kutusunun altında bulduğu Avron Gensburg adlı birine ait bir adres, Vivian Maier gizemini çözmesinde önemli bir adım oluyor. Meğer Vivian, 1956'dan 1972'ye kadar Avron ve Nancy Gensburg çiftinin John, Lane ve Matthew adlı çocuklarının dadısı  olduğunu  öğreniyor. 
                     Vavien  bir çok  aile de  dadılık  yapıyor. Belgeselde  onu  tanıyan  insanlar onu  anlatıyor. Dadı  olmasının  yanında  asıl  tutkusu  fotoğraf  çekmek.  Her yerde  fotoğraf çekiyor,  kutulara istif  yapıyor.  Yalnızca  negatifler  değil,  gazeteleri,  elbiseleri, tren, otobüs biletleri, makbuzlar herşeyi  biriktiriyor. hayatının  sonlarına  doğru  iyice istifçi oluyor.

                              

                     Maier dadı olarak başkalarının evinde kaldığı için yıllar yılı adeta bir göçebe gibi yaşamış, ama bu sırada hiçbir şeyi atmamış, eşyalarını kolilere doldurarak peşinde sürüklemiş. 1987'de, Chicago Üniversitesi'nde matematik profesörü olan Zalman Usiskin ve ders kitapları editörü eşi Karen'le çocuklarına dadılık için iş görüşmesi yaparken onlara, "Şunu belirtmem lazım ki, hayatımla birlikte gelirim ve hayatım kutular içindedir" demiş biri o. Kendisine  verilen  çatı  katlarında  yaşamış kimseyi  bu odaya  sokmayarak.  

                             

          Belgeseli  izlerken şaştığım  bir  nokta da ,  beraber  yaşadığı  aileler  onun  hakkında  çok az şey biliyorlardı. Mesela  biri  onunla  10  yıl  yaşamış  ama  hangi  ülkeden,  annesi-babası  nerede  yaşamış  ,  nerede  yetişmiş  gibi  özel  konuları  hiç  bilmediğini  söylüyordu.  Bizi  düşününce  toplum  olarak  meraklı olmamızın yararını  da  gördüm.  Çünkü  biz en kısa  zamanda birbirimizin herşeyini  öğreniyoruz. Onlarda  konuşmalarında  bereber bu kadar  uzun  yaşayarak  niye  böyle  uzak kaldıklarına  şaşıyorlar.  


                            

                       Rolleflex marka fotoğraf makinesiyle Chicago sokaklarında  gezen  Maier 'in fotoğrafçılık eğitimi bulunmuyor.  Birleşik Devletler’in görünmeyen yüzünü anlatan fotoğrafları nedeniyle tarz olarak Edward Hopper’a benzetiliyor.

                           


                   Sokakta bulup  çektiği  çocuklarla  Diana Arbus'a  da  benzettim ben. 


                        


                       


              Bu  kadar  yetenekli  bir insanın  fotoğraflarını  diğer  insanlarla  paylaşmamasına  bir  anlam  bulamıyor  onu  keşfeden  Maloof.  Neden  yıllarca  fotoğraf  çekip  kendini  insanlardan  sakladı ?  Ölümüyle  bu  bir sır  halinde  onunla gitti.  Hayatı  boyunca  evlenmeyen,  çocukları, ailesi , akrabası  olmayan  ama dadılık  yapan bu  insanın  çektiği  fotoğrafları  incelemenizi isterim. Her fotoğrafın  kendine ait bir değeri  var bence. Her fotoğrafta böylesine  yalnız olan bu kadın insanların en yalın  halini nasıl  yakalamış  diye  hayret  ettim.


                        


             Siyah beyaz  fotoğraflardan  ayrı  bir  keyif alan  biri  olarak  onun  tüm  fotoğraflarına  bakmaktan  sıkılmadım  bütün gece. Yaşamının  son  yıllarını  yalnız  geçirmiş,  parklarda  oturmuş,  kimselerle  görüşmemiş,  kutuları  evinde sıra sıra  beklemiş. İşte  bu  yüzden hayat ve  ona  dair  yine  derinlere  daldım. Belgeselin sonunda  gözyaşlarımı  tutamadım  yine. Son olarak  onun  otoportresini  paylaşacağım. 

                                 

               Artık  onun  fotoğrafları  birçok  büyük  kentte  sergileniyor,  insanlar akın akın gidiyor ,  sıraya  giriyorlar  görmek için.  Acaba  bunların  olacağını  bilseydi  Vavien  nasıl  olurdu  diye  düşünmekten alamıyorum kendimi.  









8 yorum:

  1. çok ilginç,
    sayende öğrendiğim bir isim,belgeselin peşine düşeceğim.
    teşekkürler sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Çok ilginç ve başarılı bir paylaşım yapmışsınız.

    YanıtlaSil
  3. Fotoğraf çekmeyi seven biri olarak izlemeliyim bu belgeseli:) Teşekkürler... Sevgiler...

    YanıtlaSil
  4. İyi akşamlar! Ben belgeseli izledim çok etkileyici gizemli bir yaşam. Fotoğraf çekmek güzel çok güzel hatta becerebilene. İnstagramda paylaşımım az beceremedigim için. Şükran Kılınç

    YanıtlaSil
  5. 50'li 60'lı yıllarda instagram olsaydı keşke.

    YanıtlaSil
  6. Ne guzel bir anlatim Pelin'cim sanki belgesel izliyormusum gibi hissettim ve tabiki belgeseli izlemeyi cok isterim..

    YanıtlaSil
  7. Sosyal medya sayesinde herkes en özeli dahil her şeyini herkesle paylaşırken, sadece kendisine ait bir dünya kurmanın ne demek olduğunu algılamaya çalışmak çok düşündürücü.
    Biraz gizem iyidir ancak bu kadarı çok fazla galiba, taş olsa çatlardı bu kadar sır dolu bir yaşamda.......

    YanıtlaSil
  8. Ayrıca fotoğraflara da bayıldım.......

    YanıtlaSil

Tasarım:Sawako Kuronuma