6 Haziran 2014 Cuma

Tatar Çölü

                                         İşte  nihayet beklenen günler geldi. Koca bir yıl , diğerleri gibi bizleri yıpratarak  geldi geçti zihinlerimizde  hiç yaşamamışız gibi yaparak. Yılsonu ve  tatil  başlangıcı yanyana. Aslında  sevinçli olmam lazım ama garip bir tat var üzerimde. Belki bu çevremde bir çok  kötü olay duymamdan kaynaklanıyor. Bazen  kimseyi  tanımamış  olmayı diliyorum. Bir ev olsa yalnız  yaşasam  diyorum , diğer insanları tanımış olup ilişkiler kurmanın  sonucunda bağlanmamız , sonrasında onlara olan kötü bir  durumda sizinde etkilenmenizi engelleyen  bir ev olacak. Hiç  kimsenin  acısı, ağırlığı  olamayacak üzerinizde..Ama imkansız işte. Sosyal bir canlıyız  sonuçta.  Bir gün oluyor  bir akrabamın kötü  bir hastalık haberini  alıyorum, bir  gün oluyor  bir arkadaşımın  bir  yaşındaki bebeğinin kanser olduğunu öğreniyorum. Diğer  gün  ,  okula gidiyorum ,  bir  arkadaşın bir yakını ölmüş.  Ülkedeki durumunu  hiç  öğrenmek istemiyorum zaten. Günlerdir tv seyretmiyoruz. 
İş bir haftaya kadar bitecek  ve tatil  gelecek.  Mutlu  olmak istiyorum ama bunca yaşanan şey  varken mutlu  olmaya utanıyorum. İşin  tekdüzeliği,  ev-iş döngüsü, aynı  sokaklardan gelip gitme, aynı  yüzleri  görme..Alışkanlıklar,  sıradanlıklar..Aynı  şeyleri  yaşamaya dikkat ediyorum,  birşey  değişsin istemiyorum. Yağmurlu günlere yakışır evde kitap ,film seansları fazla . Bu  monotonluktan hiç  sıkılmıyorum. Eşimde aynı. Hatta  arkadaşları nasıl böylesine mutlu  ve  güleryüzlü olduğunu  soruyorlarmış. Salakça bir polyannacılık  oynuyor sanmayın. Şikayetin,  daha  fazlasını istemenin,  halinden  memnun olmamanın anlamsızlığını kavradık biz.  Bu tek düzeliğimiz hiç bozulmasın istiyoruz. Hayatın  tek  gerçekliği  çünkü  sağlıklı olup  olmadığın. 
                         Eve gelip  hemen  yeni  aldığım  Dino Buzzati'nin  Tatar  Çölü'nü  okumaya  başlıyorum. Özellikle  Mehmet Eroğlu'nun insanları Tatar Çölü'nü okumuş olanlar ve okumamış olarak ikiye ayırdığını öğrendikten sonra okumamı hızlandırıyorum.  Orada ki  hava beni  hemen sarıyor  zaten..

                                          

                          Bir şeyleri beklerken hayat geçiyor. Bir şeyleri beklerken neyi beklediğimizi unutuyoruz. Bir şeyler gelmiyor, geliyor ve değersizleşiyor. Buzzati'nin  şu  sözleri çoğumuzun duygularını yansıtmıyor mu : 
                      ''  Daha çok yol var mıdır? Yoo, şu ilerdeki nehri geçmek, şu yeşil tepeleri aşmak yeterlidir. Belki de varmışızdır bile. Şu ağaçlar, şu kırlar, şu beyaz ev belki de bizim aradığımız şeylerdir. Bir an bunun doğru olduğuna inanıp, orada durmak isteriz. Sonra, kulağımıza ilerde daha iyisinin olduğu çalınır ve tasasız biri biçimde yeniden yola koyuluruz.
İnsan böylelikle umut dolu, kendi yolunda gider durur; günler uzun ve sakindir, güneş yukarıda gökyüzünde parlamakta ve akşam bastığında üzülerek yok olmaya yüz tutmaktadır.

Ama bir noktada, belki de içgüdüsel olarak, insan geri döner ve arkasında bir kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığını fark eder. İşte o zaman bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırtına varırız; güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket etmektedir; ne yazık ki henüz bakmaya bile fırsat bulamadan, onun ufkun ucuna doğru hızla kaydığını, bulutların da gökyüzündeki mavi koylarda hareketsiz durmadığını, birbirlerinin üzerine çıkarak kaçtıklarını, iyice acele ettiklerini görürüz; zamanın geçtiğini ve günü gelince yolun zorunlu son bulacağını anlarız."


               
zü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye… Nasıl gizlenir ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. Çözemeyiz de bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla. 

-Şükrü Erb










17 yorum:

  1. selam,Mehmet Eroğlu'nun olduğu yazma kursuna gittim. Tatar Çölü'nü sonuna kadar okuyamadım. İnşallah siz bitirirsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. neredeyse yarısına geldim. bu tarz kitaplar beni sıkmıyor aksine keyifle okuyorum. bakalım sonunda ne olacak :))

      Sil
  2. Sevgili Buket,her yazını okuyorum,bana benzemeyendin ve bana benzemeyenleri ancak bilgisayar karşısında takip edebiliyorum...hayatımda hiç yurt dışına çıkamadım,senede birgün köyümüze gitmeyi
    tatil kabul ettik...istedimi olur yada gerçekten istesen olurdu gibi sözlerin gerçekliği çoktan kayboldu ..evden dışarı çıkamayacak kadar bir maaş bizim, benim beceriksizliğim mi ,kader mi bilemiyorum ama gezebilenlerin yazılarını okuyarak,görsellerine bakarak mutlu olabiliyorum,az ile mutlu
    olmaya mecburen alıştık...köye giderken tatar çölünü de bavuluma atmayı umut ediyorum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim yazın için. beğenilerek okunduğunu bilmek ayrı bir
      övünç kaynağı. parasal etken en önemli faktör. ne diyebilirim ki. sanal dünyada paylaşım ve etkileşim küçümsenmiyecek kadar önemli aslında.

      Sil
  3. bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi ol(a)mayacak...

    YanıtlaSil
  4. kitabı da not aldım , ama yazdıklarınızı çok haklı görüyorum.Üzülmemek elde değil yin de kendi dünyamızda mutlu olmayı bilmek gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tüm bunlara rağmen mutlu olacak şeyler de buluyoruz ya işte insanın ikilemi

      Sil
  5. Ahh ahh ki ne ahh. Gerçekten bazen insanın içinden mutlu olmak da gelmiyor veya mutlu olunca, etrafımda onca olan biten kötü şey varken sanki mutlu olduğuma pişman oluyormuşum gibi hissediyorum. Keşke hastalıklar ölümler hiç olmasa. Burada biz bir nebze de olsa uzağız pek çok şeyden, hele internet olmasa haber almasak oradan inziva bile sayılabilir. Böyle olması iyi oluyor. O yüzden bazen dönmekten korkuyorum çünkü oraya her geldiğimde kendimi bir anda kocaman bir kalabalığın içinde büyük bir gürültünün tam ortasında kalmış gibi hissediyorum, afallıyorum, yoruluyorum. Bu yüzden her şeyin içinde yaşamak oldukça zor. Çoğu zaman haber izlemiyorum bazen seçerek okuyorum. Artık hiç korku filmi izlemiyorum, çünkü o zaman hep dünyadaki kötü şeyler düşüyor aklıma üzülüyorum. Keşke şu aldığımız üzücü haberler de hiç yaşanmamış olsaydı, ama hayat böyle bir şey işte, daha çok kıymet bilelim daha çok hayata tutunalım diye mi bilmem ama bazen bana tam ters etki yapıyor. Mutlu olmaya mecburuz aslında, yoksa üzülerek ağlayarak hayat geçmiyor, baksana insanoğlu öyle bir canlı ki en yakınlarının ölümünü bile belli bir süre zarfında sineye çekiyor, devam ediyor, öyle büyük bir güç var içimizde. Ama keşke bu kadar güçlü olmak zorunda olmasaydık.
    Kitabı merak ettim. Hele ki okuyanlar ve okumayanlar ayrımı beni de çok etkiledi. Gelince bir bakayım:)
    Keyifli zamanlar diliyorum, mutlu olmayı hak ediyoruz, tüm yaşamayı sevenler gibi...
    Sevgilerimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. duygularında yalnız olmadığımı bilmek insana iyi geliyor. yeni bir kitaba başladım, karamsar duygularımı daha bir tetikleyecek gibi. bunu da yazarım yakında. aslında yaz geliyor, mutluluk istemesende kapıda. nasıl bir ikilemdir bu değil mi..

      Sil
    2. yeni bir kitaba başlamak tatar çölü'nü bitirmiş olmak anlamına geliyorsa ve hayatınız kaldığı yerden devam edebiliyorsa hâlâ tatar çölü'nü okumamışlar zümresine dahilsiniz demektir.
      zira oradaki "okumuş olmak" bambaşka bir şeydir.

      Sil
    3. ah vnf , tatar çölü dün gece bitti. dün geceden beri de düşünüyorum kaledeki teğmeni. kitabı 20 li belki 30 lu yaşların başlarında okusaydım bu derece etkilenmezdim. beklemenin, ertelemenin , alışkanlıkların kölesi olmamak için savaşır dururuz ama sonuç aynı..
      bu arada yorumun için teşekkürler..

      Sil
  6. Buketcim ilk paragraftaki duyguların ve düşüncelerine kalpten katılıyorum zaman zaman aynı şeyleri düşünür bunu bir hayat felsefesi haline getirmeye ve olanla mutlu olmaya çalışırım, insanız tabi bazen aksini düşünüp kendimizi hırpalıyoruz ya neyse...
    Çok güzel anlatmışsın çok teşekkürler tekrar hatırlattığın için:) yaşama sevincimiz hiç eksilmesin hep artsın canım:))

    YanıtlaSil
  7. Victor Hugo'mu söylerdi emin değilim. Zaten tüm savaşımlarımızı rutinlerimizi muhafaza etmek için vermiyoruz mu manasında bir şeyler. Girizgahını anlıyor ve katılıyorum.Sanırım bende bu hafta sonu tatile çıkıyorum ve artık eskisine oranla daha az suçluluk hissediyorum.
    İyi eğlenceler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. doğru aslında, alışkanlıklar, rutinler insana güven veriyor. bunlarla sürüp gidiyor
      ömür. belki böyle olması gerekiyor . sana da şimdiden iyi tatiller. huzursuz ruhlara
      en iyi ilaç bence yolculuklar..

      Sil
  8. sevgili Buket,
    ellerine sağlık, çok güzel bir yazı.
    "tatar çölü" bir yıldır listemde... zamanını bekliyor...

    YanıtlaSil

Tasarım:Sawako Kuronuma