21 Nisan 2014 Pazartesi

Kasaba Sıkıntısı

                         Sabahattin  Ali'in   Kağnı Ses Esirler   kitabında  Arap Hayri  diye  güzel  bir  öykü  vardır.  Şöyle başlar :
''  Mektep  kitaplarındaki  haritalarda  bir  insan eli  kadar küçük  görünen Anadolu , çeşit çeşit birbirine benzemez insanlarla  doludur. Öbek  öbek  kasabacıklar, kendi içlerine  kapanmış  birer  küçük  dünyadır.Gerçi,  bozkırları  altmış  kilometre  ile geçen  trenin  arasıra  durduğu  tenha  istasyonlardan  ve ya tenezzüh  otomobillerinin  yarım saat için  mola  verdiği  ağaçlı  hükümet  meydanlarından bu  dünyayı  görebilmek  kolay, hatta  mümkün  değildir,  fakat  yirmibeş  yolcu  taşıyan bir  Şevrole kamyonla  buralara  gelip üç dört  gece  kıraathanenin  üstündei  otel  kılıklı yerde  yahut  avlusu   çamur  ve  benzin kokan handa  kalanlar,  eğer  gözleri kör  değilse,  hayatın  akışına  sessizce  uyup  giden  ,  başlıbaşına  bir  dünya  görürler.   Fakat   bu  da  görmek  değildir.  Oralarda  uzun  zaman  oturmak ,  akışa  kapılarak  yaşamak lazımdır. Birkaç büyük  şehrimizi  dolduran ve  dünyayı  oradan  ibaret  sananlar  bu  kasabalara  geldikleri  zaman,  ne  kadar  ayrı  bir  alemin  insanları olduklarını  anlarlar.  Kendileri  için  ehemmiyetli olan  birtakım şeylerin buralarda  adının  bile  anılmadığını,  senelerin burada  ancak  resmi  binada  ve kahvenin  mermer  masasının  üzerinde  çay  lekeleriyle  yatan  bir  iki  gazetede   yürüdüğünü,  yaylı  arabanın yerini  tutan otomobilin  ,  küçük  bir  daire  üzerinde  ağır  ağır  dönen  hayatta bir değişiklik  yapmadığını  fark edince  şaşırır  ve hemen  kaçmak  isterler . ''

                            Ne  güzel  anlatmıştır bir kasabada yaşamanın ne demek olduğunu,  yavaşlığını,  sıradanlığını, küçücük olayların ne kadar  önem teşkil ettiğini.. Bir  kasabada  yaşıyorum. Yıllar  önce  ,  lise zamanlarında üniversiteye kapağı atmayı, bu  sıkıcı yerden  kurtulmayı nasıl istiyordum. Bir  daha dönmemek üzere büyük şehirlere  gidecektim. Ya şimdi?  Evet,  üniversite ile  Ankara'da  dört yıl  yaşamıştım, sonra Sinop'ta   dört yıl  ve sevmediğim ,  kaçmak istediğim bu  kasabaya  geri  dönmüştüm. Şu an elimde  imkan var. Herhangi  bir şehirde de yaşayabilirim  ama istemiyorum.




                 Bugün bu sahilde oturup bunları yazdım.   Herkes  tarafından  tanınmayı sevmiyorum aslında. Kasabalarda ki  beni  etkileyen en olumsuz şey bu herhalde. Ama dışarı  çıktığımda tanıdıkları  görüp  konuşmakta ayrı bir zevk derim.  Belki de sakinlik aradığım.  Artık bir çok  şey komik  geliyor.  Olduğu  yerden sıkılanlar, insanların düşüncelerini dert  edenler,  dedikodular, kıskançlıklar, dalavereler,  yersiz sıkıntılar..Küçük İskender' in  bir  kitabında  şöyle der  :
 ''  Yüzyıl sonra dünyada şu an dolaşan insanlardan belki de hiçbiri hayatta olmayacak; başkaları yönetiyor, başkaları acı çekiyor, başkaları seviniyor olacak hep.  "Zaman geçmiyor, çok sıkılıyorum" diyenlere bu yüzden kızmışımdır; oysa ne büyük bir şans o. Zamanı hakettiği hatıralarla yeniden tanımlayabilme eziyeti ve memnuniyeti."
               Ne kadar haklı  değil mi?   Kasabalar sıkıntı demektir,  yavaşlama demektir, zamanı durdurmaya çalışmaktır. Varsın birçok olanaktan mahrum olayım, haftasonu  avm lerde gezmemiş olayım, istediğim an sergi, sinema, müzeye gitmemeyim,  güzel  kafelerde oturmayayım.. Şu  yukarıdaki  manzaraya  on adım yürüdükten sonra kavuşuyorum. Kalabalıklardan uzağım,  trafik, belediye otobüsleri, kornalar,  koşturan yığınları bilmem, arka bahçede öten  bir horozumuz bile var,  daha  ne olsun !



16 yorum:

  1. Paylaşımını çok etkileyici buldum Buketcim, ne kadar da vurgulu anlatmışsın bir kasaba hayatını...Son paragraftaki düşüncelerine de katılıyorum, bence hiçbir şey kaybetmiyorsun şehirde yaşamadığın için aksine bu koşuşturmacadan, gürültüden uzak ve istediğin zaman ulaşabilecek olmak o istediklerine ne hoş;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. beğendiğine sevindim, herkes için farklı durumlar bunlar. hissettiklerimi yazayım dedim..

      Sil
  2. Küçük yerin sıkıntısı çok evet özellikle de dedikodusu. Büyük yerin sıkıntısı daha daha çok. Ama hiç birşey de şu manzaranın huzurunu vermiyor. Sessiz, sakin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aa evet dedikoduyu unutmuşum :)
      olmuyor mu , dolu..bir de ben öğretmenim , insanlar neler diyor neler. ama inanın
      kafama hiç takmıyorum. her yerin kendine göre artıları eksileri oluyor..

      Sil
  3. Yaş aldıkça insan daha iyi anlıyor zamanın kıymetini. O kalabalık şehirlerde koşturmaca içinde geçirilen günlerde kaçırılan aslında o kadar çok şey varmış ki diyor insan. Arada bir durmak ve derin bir nefes almak lazım. Düşünmek ve hayatı gerçek değeriyle hak ettiği şekilde yaşamak. Sanırım en önemlisi bu..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok doğru..herkesin emeklilik ya da yaşlılık hayali de sakin bir yer oluyor nedense :)

      Sil
  4. Çok beğendim o girişi ben. Okuyup duruyorum. İçime işledi kelimeler. O kitabı ben de alayım da okuyayım istiyorum. Bu sıra okumayı biraz ihmal ettim, düşünmekten zaman kalmıyor. Kasaba gibi değil köy bile olamayacak bir yerde yaşıyoruz şu anda. Ahhh benim memleketimin güzel kasabaları, köyleri..Ne hayatlar ne hikayeler barındırıyor içinde. Çok seviyorum o yaşamı ben. Her şey şehirle yozlaştı sanki ve teknolojiyle çığrından çıktı. Neden bu kadar eski kafalıyım bilmiyorum ama ben izmiti bile hala içinden trenler geçen şehir olarak seviyorum öyle düşlüyorum özlüyorum. Oradaki zamanlarımı çok özlüyorum. orada sıkıldığım zamanları bile özlüyorum. ne tuhaf ben orada sıkılıyor muşum? Keşke şimdi sahip olduğum deneyimlerle zamanda geriye gidebilecek olsam daha ne isterdim. İzninle facebook ta da o hikayenin giriş kısmını paylaşacağım okusun benim gibi düşünen hisseden arkadaşlarım:) Sevgilerimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zaten tuğba ben de sabahattin alinin bu hikayesini okuyunca oturup düşündüm. öyle güzel anlatmış ki, devamı da çok güzel zaten. ne demek izin, tabi ki paylaşalım. uzun yazıları okuyan arkadaşlarımız varsa ne mutlu bize :)

      Sil
  5. Ben şuna inanırım canımcım,insan nerede büyürse oranın toprağını ister,yağmur her yerde aynıdır ama memleketinde başka kokar.Espirisi bile aynıdır memleket insanın,kötüsünü bile tanırsın.Ben Ankara çocuğuyum,kalabalıklar,gürültülü mekanlar (avm hariç) ve dediğin gibi tanınmamak.Şimdi evlilik sebebiyle şehir değiştirdim,aşkının peşinden gidenlerdenim,geldiğim yer Ankara'nın semti gibi.Sevimli sıcak,ege olduğu için çok çok sıcak.Mesela burada beni basıyor resmen.Çünkü herkes herkesi üç aşağı beş yukarı biliyor ben sevemiyorum,hele ilk taşındığımda Ankaralı kız Ankaralı kız,hay dedim kediler kovalasın sizi aynıyız aynı bi fark yok ama canımdan bezdirdiler ;) tek özlemediğim şehir içi dolmuş ve otobüsleri.Ama itiraf edeyim mi trafiğini bile özlüyorum.Belki yaşlandığımda sevebilirdim ama bu durgunluk şuan hiç bana göre değil ama İzmir çok yakın bana ,bide ege güzel gezecek çok yer ve benim insanlardan öğrenecek çok şeyim var,şimdilik idare ediyoruz ,yeniyiz ya ;) ama dedikodu ve tanınmak iğrenç inan ünlülelere acır oldum.Yazık gülben ergenin selülitlerini bile çekmişlerdi düşünsene :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))
      aklıma bir kaç yıl önce yalovaya tayini çıkan ankaralı arkadaşım geldi. neden dersen , yalovaya gelmişti, taşınmıştı ve ilk günleriydi. onunla buluşunca deniz kenarına gidip oturdunmu diye sormuştum. o da '' yoo, ne gerek var ki '' demişti. Ankaralı olmak böyle birşey galiba, denize ihtiyaç duymuyordu ve çok özlüyordu.
      dediğin gibi asıl önemli olan doğduğu, çocukluğunun geçtiği yerler. benim tüm sülalem burda tabi, ondan bu tutku :))

      Sil
    2. ahah yok canım o kdar da değil,suyu sulak yerleri ve denizi çok severim ve arkadaşın gibi An(a)karamı çook özlerim.Aile arkadaş ahbap her ne ise adı mekanı mekan zamanı zaman yapan. Yazın o kadar anlamlı ki,esasında bize dayatılan hayallerimize güzel gösterilen şeyler esasında ne kadar büyük,sorgulanması bile alay konusu haline getirilmiş!
      Şöyle ki büyük bir şehirde doğum büyümesem alışmamış olsam burası o kadar güzel ki, aynı noktaya varıyoruz .Aynı zihniyetin kurbanlarıyız ve olacağız .
      Aman neyse yazını çok beğendim ,kendimden çok şey buldum,ya hani derler ya "yiğit yüzüne övülmez" ama film zevkin kitap zevkin seviyorum tarzını,sakinliğini.

      Sil
    3. teşekkür ederim canım..

      Sil
  6. Neler geldi aklıma serbest çağrışım yoluyla; Tanpınar'ın yekpare zamanı anlattığı "Saatleri Ayarlama Enstütüsü" ve Nuri Bilge Ceylan'dan kasaba kareleri. Kasaba iyidir hem.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ah evet, hele film tam sıkıntıya sokar insanı..

      Sil
  7. küçük yerlerde zaman yavaş akar , ben de küçük ilçemden kaçarcasına çıkmıştım ama şugün deseler ki şansın var dönmek için saniye düşünmem...

    YanıtlaSil
  8. sevgili Buket,
    her yolculuk aynı zamanda içimize yolculuktur ya, ben de karadeniz'de çok düşündüm "ben niye istanbul'da yaşıyorum?" diye...
    doğadan bunca uzak, bu kadar gürültülü, bu kadar koşturmalı bir hayatı niye tercih ediyorum ki...
    eninde sonunda gerçekleşmesini beklediğim memleketimin çandarlı, foça gibi küçük bir beldesine dönme hayalimi daha önlere alma isteği doğdu içimde...

    YanıtlaSil

Tasarım:Sawako Kuronuma