7 Ocak 2014 Salı

Sisli bir gün, sinema ve kitabım

                                      Roland Barthes    bir  denemesinde film  sonrası  seyirciyi  işgal eden  ''hypnose''  halini  konu edinmişti. Görülen  filmin   etkisiyle  tuhaf  bir  bilinç  haliyle  çıkılır  sinemadan.  Sokaklar ,  kalabalık insanlar ,  taşıtlar  arasında  şaşkın  bir  şekilde  yürürüz.  Reel  dünyaya  uyum  olamaz daha.   Biz  seyirci  ile oyuncu  arasında  kalmış konumda  yürürken  ,   hayat akıp  gitmektedir.  Sinema  sonrası  bu  kısa  anın  farkına  varır mısınız  bilmem,  ama  en son  sinema  çıkışı  bana  bunları  düşündürmüştü.
Son  zamanlarda  ülkemiz de  olanlar  bizde  bıkkınlığa  yola  açarken  kaçış  noktalarımdan  biri  sinema.  Aklıma   Marquez' in  Yüzyıllık  Yalnızlığı'nda   Buendia  Ailesi  ve  arkadaşları  Macondo  denen  yerde  devletsiz  bir  güzel  geçinmeleri  ,  sonrasında  devletin  oluşmasıyla  hayatın neşesinin  kaçması geldi. Bizimkilere  yani annemlere  gidince  babamın  lafı  ne olacak  bu  memleketin  haline getirişi  ve  mevcut  iktidarın  foyalarını  büyük  bir kızgınlıkla  anlatmasıyla  başlardı, ben de   muhabbete  katılarak  devam   ederdik.  Artık  bu  durumun  psikoljimizi  tamamen  bozduğunu  gördüm.  Sonunda  bu  konuşmaları yapmamasını  istedim  babamdan. Masum  başlayan konuşma onun da  tansiyonun çıkmasına  neden olup  bizi  mutsuzlaştırıyor. Arkadaşlarla  bir araya gelindiğinde de  yapılan  politik  konuşmalar ben de kusma isteği  yaratıyor.  Kimisine  göre  olaylara  kayıtsız kalma,  vatandaşlık  bilincine  aykırı  birşey  olabilir  ama dediğim gibi  konuş  konuş  ,  herkes şikayetçi.  Peki  netice?
                           Neyse ,  aslında  ben  bunları  anlatmayacaktım.  Bloguma uygun konsepte  geçelim.  Hiç  merak etmeyin,  ben de insanım  ve  bir çok dertle  karşılaşıyorum .  Ama  bu  sayfa  kaçış yerim. Mutlu olmak için yaptıklarım, uğraşlarım  falan filan.
Dün  gece  bir  film  izledim,  evet buna dönelim  ;  sinema  çıkışı  arafta  kalan insanlar durumunda kaldım  bir kaç  dakika.  Güzel  bir  duyguydu  bu.  Filmin  adı  The  Visitors  .  Thomas  Mccarthy  yönetmeni.  Yalnız  yaşayan,  hayatla  bağını  koparmış  bir profesör  var.


                                                     


                        Karısının ölümü  üzeri  yıllarca  yalnız  yaşamış, işe gidip gelmiş  ama sıkılıyor ve  mutsuz. Bir gün  başka bir şehirde ki evine  gidiyor  ve olaylar  başlıyor.  Her zamanki  gibi  battaniyemin  altında güvenli  dünyamda  yalnız  bir  adamı  seyretmek  kolaydı.  Aynı zamanda   yeni yılla  birlikte  yeni okumalarım başladı.  İlk   kitabım  Demir  Özlü' nün   1979  yılında çıkan  Bir  Küçük Burjuvanın  Gençlik Yılları  adlı  roman. Kitabın  kahramanı  Selim,  o yıllarda  yaşamakta olan  bir  aydın.  Selim'in  ve  onunla  ilişkisi  olan  kadınların  yaşamakta  olduğu  sıkıntıyı  konu alıyor roman.. Mensubu  olduğu  Türkiye İşçi Partisinden ihraç edilmiş  Selim,  hayatında boşluk ve  sıkıntı içindedir, toplumsal  yapıyı eleştirmektedir. Asıl  sıkıntısı, bir entelektüel  olarak  kendisini  “burjuva”  sınıfının da  ''  proleterya ''  nın da  dışında  hissetmesi;  yani  kendisini iki  sınıfa da  ait  hissetmemesidir.  Yazarın dediği  gibi  o  '' küçükburjuva'' dır.  Selim'in  varoluşsal sıkıntısını  okumaya  devam ediyorum.  Daha  kitabın  yarısındayım.  Demir Özlü  kitaplarını  okumam  gerektiğini  de  not  aldım  bir taraftan.
                  Bu  soğuk  ve  gri  kış  günlerinde  okumalar,  filmler,  evlerde  arkadaş  oturmaları bize  eşlikçi.  Diğer  taraftanda  iş ,  çocuğun okulu,  dersleri,  ihtiyaçları , ızın  bir  koşturmaca.  Dört  gözle  sömestr   tatilini  bekliyorum.  Geçen günlerde  buralarda  yoğun  bir  sis  oldu  ama  fotoğraflayamadım  ne yazık ki..  Bu  havalara  güzel  bir şiir  gider  :

                                                            "kirli sarı bir sis kaplardı her yanı
                                              bir kahraman gibi sinirleri çeliksi
                                              ağır arabaların sarstığı yolu izlerdim
                                             şimdiden yorgun ruhumla kavgalı."

                                                                                             baudelaire


16 yorum:

  1. Bu soğuk, sisli günlerde en çok evde kalınıp, okunur ve de film izlenir. :) Postun çok güzel olmuş. Çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bence de öyle. evde oluşumuzun tadını çıkarmak lazım. keyifli okumalar :)

      Sil
  2. Baudelaire okumayalı epey oldu. En çok sevdiğim kötülük çiçekleri kitabım tabi ki izmitteki evimde duruyor. Her şey gibi onu da yanımda getiresim var yine. Ama artık dönmeye az kaldığından getirmeyi göze alamıyorum çünkü buradakiler nasıl gelecek bilmiyorum:) kitaplar her şey demek, filmlerde onlar gibi hisler yaşatıyor bana. Merak ettim bu filmi. İnternet el verirse indirmeyi denerim. Epey merak ettim doğrusu:) Sevgilerimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. indirmeden izliyorum ben. aslında film indirmeyi ve altyazı eklemeyi bir öğrensem ne filmler var seyredilecek. neredeyse hiç tv seyretmiyorum. netten film bulup bağlıyoruz tv ye. eskiden video kiralardık ,sonra cd alır olduk. şükürler olsun internetten film izlemeye :))

      Sil
    2. Ben de bu indirme işlerini hiiiiç beceremezdim hep eşime söylerdim:) Ama o en sonunda öğretti bana şimdi bulabildiğim filmleri hemencik indirebiliyorum. Ares diye bi program var onu kur bilgisayarına çok kolay. Sonra filmleri bulduğun bir link var torrent diye sana yazarım ben onu indirirsen ares'i. Oradan hooop diye alıp içine atıyorsun iniyor. Burada bizim bağlantı sorunlarımız oluyor internetten film izlemek tam bir hayal, videoları bile açamıyorum çoğu zaman. Hele son günlerde net berbat:( Ben bavul telaşından zaman bulabilirsem sana film getiririm gelirken izleyip beğendiklerimizi. Arkadaşlarım bana bazen mektupla cd bile yolluyorlar bulamadığım izlemek istediğim film olursa. Ben de yollayabilirim sana bir sürü filmimiz var:) Çok sevgiler

      Sil
    3. dolu filmi olan bir arkadaşım olsun isterdim, hatta seyrettiğim filmleri sonrasında anlatacak, ben de onu seyrettim diyecek arkadaşlarım olsun isterdim ama yakınımda yok ne yazık ki:( şimdi film verebilirim diyorsun ya nasıl mutlu oldum bilmezsin :)

      Sil
    4. Aaa ben de çok severim filmler hakkında konuşmayı, neler izlense diye oturup tartışmayı, beğenilenleri anlatmayı. Ben senin uzak da olsa yakınındaki arkadaşın olurum istersen:) Sana bugün birkaç film hazırlayacağım, en kötüsü flash diske yüklerim:) En sevdiğim filmleri ekleyeyim sana. Sonra da üzerlerine konuşuruz ben de çooook mutlu olurum inan..Sevgiler

      Sil
    5. çok sevinirim canım. dört gözle bekleyeceğim :)

      Sil
  3. Özellikle kitap ilgimi çekti. İlk defa duymuştum, değişik bir hikaye. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de bir yerlerde rastlıyorum kitap adlarına, konularına ..sonra merak edip alıyorum. uzun bir roman ama 70 li yılların bireysel bunalımı günümüzden farklı değil. kolay okunan zaten. yavaş yavaş gidiyor..

      Sil
  4. sanırım aylak adamda vardı sinemadan çıkan insan tanımı. Evet öyleymiş kontrol ettim :)

    “Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.”
    ― Yusuf Atılgan, Aylak Adam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aaa evet böyle bir bölüm vardı değil mi? ne güzel oldu hatırlattın, teşekkürler..

      Sil
  5. Roland Barthes sinema çıkışı arafta kalan insanları iyi tespit etmiş doğrusu.En son dövüş kulübünde bu duyguya gark etmiştim,etmiştik. ne filmdi o Tanrım,hepimiz beyoğlu'ndan istiklal'e savrulan anarşik bir grup gibiydik sanki :)
    Kitapta çok ilgimi çekti,umarım olduğundan güzel anlatmamışsınızdır :)Zira naktimi ama özellikle vaktimi vereceğim yakında sanırım. Tutunamayanlar'da ki Selim'le arasındaki benzerlik isimden daha fazlası gibi geldi bana.Sınırsız internetim olsun bir sinema kuşu olup çıkacağım sanırım :) Özellikle fi tarihinden kalma filmlere hasta lan biri için elzem bu.O zaman sayfam sırf sinema yazılarıyla dolar şüphesiz.Emeğinize sağlık,sağolun :)

    YanıtlaSil
  6. sevgili balthus, dövüş kulübü ile verdiğin örnek ne kadar yerinde. hele filmin müziğiyle
    büyülenmiş gibiydik. kitaplar ve filmler kişiden kişiye değişiyor tabi ki, şimdi birşey diyemem.
    ama sınırsız internet olmalı, her gece film seyrediyorum , ee böyle olunca da parasını çıkarıyorum. ben de senin yazılarını merakla bekliyorum..

    YanıtlaSil
  7. Sevgili Buket politika konusunda ben de aynı şeyleri hissediyorum. Konuşmak bende de iğrenç bir his bıraksa da konuşmadan duramıyorum. Sanırım söylediğin şekilde kayıtsız kalmak rahatsız ediyor yüreğimi. neyse...
    Baudelaire iyi geldi bana da. Sevgiler...

    YanıtlaSil

Tasarım:Sawako Kuronuma