31 Temmuz 2013 Çarşamba

Kızım 10 Yaşında

                                     29  temmuz onun doğumgünü..İnanamıyorum , kızım 10 yaşında..Doğum, uykusuz geceler, nedensiz ağlamalar, emekleme, yürüme, anaokulu derken şimdi de bir bakıyorum 10 yaş olmuş  bile. Nasıl , ne  zaman büyüyecek  derken zaman nasıl da geçiyor.
Bu  doğum gününde daha bir istekliydi. Günler önceden  anne pasta yapalım demeye başladı. Biz de kendi  pastamızı  yaptık.




                  Hazır  pasta  tabanları  sayesinde  kelebek  doğum günü  pastamız kısa bir  sürede  hazırdı.  Pasta yapımında en yakın arkadaşlarından biri de yanımızdaydı. Kızlar güle oynaya  pasta yaptılar. Bahçeye çıkıp  masayı  bile  onlar  düzenlediler.  Bana  fazla  bir iş  düşmedi.  Kızınızın  büyümüş olmasının  avantajları bu  olsa  gerek :)



                       

                            Ve  küçük  kızlar partisi  başladı!  Ben  biraz servise  yardım ettikten  sonra  yukarıya çıktım. Kızlar büyük  bir  şamata halinde yediler içtiler. Bahçede oynadılar. Bir  ara  küçük bir kavga koptu. Çığlık çığlığa ordan oraya koşturdular  ama 20  dakika  sonra  eski hallerine döndüler.  Aralarına  mahallede ki  erkek  arkadaşlarını da istemediler.  Onlarla parti çok kötü oluyormuş!
                          Allah  herkesin çocuğuna böyle  mutlu ve sağlıklı  günler  göstersin diliyorum..

29 Temmuz 2013 Pazartesi

400 Darbe


                Kızıma arka arkaya  cezalar vermeye  başlayınca oturup düşündüm. Nedense aklıma  Truffaut 'nun   Dört Yüz Darbe  filmi  geldi. Yeniden  izlemek istedim.  Les Quatre Cents Coups  filmindeki  Paris'li  çocuk   Antoine  ile  aynı  yaşta sayılır kızım. Filmde  toplumsal düzene uyum sağlayamayan çocuğun  üzerindeki baskıyı  seyrederiz.  Antoine  kendini  ispatlama,  varolma  savaşında toplum kurallarına  ters düşünce yalan söylemeye,  hırsızlık  yapmaya başlar. Ailesiyle olan sorunları, ilgisizlik onu daha çok bu tür  davranışlar göstermesine sebep olur.
              400  Darbe  aile  yapısına karşı oldukça fazla eleştiri içeriyor. Bir çocuğun gözünden  katı kuralları,  sevgisizliği görmek oturup kendimizi de gözden  geçirmemizi  sağlıyor.  Ya da  bende ki  etkisi  böyle  oldu. Kurallar gerekli midir   ya da nereye kadar , nasıl  olmalıdır ,  bunun  çizgisi kişiden kişiye  değişiyor. Aynı kurallar her çocuk  bünyesinde de farklı kabul  görüyor. Hele bir de özgürlüğüne düşkün,  bildiğini okuyan bir çocuğunuz  varsa devamlı çatışma halinde oluyorsunuz.



              


               Bazı şeyler denk gelir  ya  okumakta olduğum   Carlos Fuentes  in  Körlerin  Şarkısı adlı  kitabında  benzer bir öyküye  rastladım.  Eski  Haklar  adlı  hikayede kapatmasıyla beraber yaşayan büyükbabanın yanında  bir de torunu vardır.  Anne - babası  olmayan  torununu  kendi  ahlak  kuralları içinde  büyütmektedir.  Bir gün çocuğun  teyzeleri kiliseye dahi gitmeyen bu adamın elinden çocuğu alırlar. Büyük teyzesinin  evinde yaşamaya başlayan  çocuğu ilginç  bir  gelecek  bekler. Görünüşte ahlak kurallarıyla  bezenmiş teyze evinden hikayenin  sonunda çocuk  büyükbabasına şöyle bir mektup yazar :
               ''  Gel beni al,  lütfen.Bilmiyorum ama  galiba çiftlikteki  yaşam  buradakinden daha  ahlaklı.  Sonra  sana açıklarım ..''












25 Temmuz 2013 Perşembe

Kafka ve Prag

                                      Elimde  Kafka 'nın  Kovalı Süvari   adlı  kitabı  var. Burada ki  birbirinden güzel  hikayeleri  okurken  aklıma geçen sene  gittiğimiz  Prag geliyor. Belki  ilk yurt dışı  gezim olduğundan  belki  benim gibi  birçoklarını etkileyen  şehrin büyüsünden dolayı çok  sevmiştim Prag'ı.  Buraya 3 günlüğüne üstelik  bir  turla  gittiğimizden  istediğim  gibi  gezememiştim.  Yine de  etkilenmemek  olanaksız.
                                     Kafka'nın izlerini  daha  fazla  sürmek  için  bir  kez  daha  gitmek  isterim. Şehrin tepelerine kurulmuş  şatolar,  nehrin üzerinde kaskatı duran köprüler, sis, kasvet, birbiriyle uyumlu binalar..Bir yanda gotik mimarinin ezici ,ağırbaşlı duruşu, bir yanda rokokonun renkli , sevimli evleri , diğer yanda barok mimarinin  gösterişli  neşesi.. Hepsi  yanyana.. Arnavut kaldırımlarında,  küçük  meydanlarında gezerken  kendinizi  çok  farklı  hissediyorsunuz.. Kafka'nın  romanlarında  verdiği eziklik duygusu  ,  boğazınızı saran bunaltı garip  bir  neşeyle  eşlik  ediyor  size.  Sanki  bir  böcek gibi. Gregor  Samsa'yı  hatırlıyorsunuz..

                                          


                        Prag'ta  Kafka'nın  izini  çok  az sürebilmiştim. Yaşadığı evler,  çalıştığı sigorta şirketi,  okuduğu  okul,  oturduğu  kafeler.. Kafka'nın  dünyasını  yaşamak  çok  güzeldi.  Kafka  yaşadığı yıllar  boyunca fazla tanınmamış , yakılması için en yakın dostu   Max  Brod'a   verdiği  notları  ölümünden  sonra yayınlamasıyla  tanınmış  bir yazar..3  temmuz  1883  yılında doğmuş.  Yahudi  bir ailenin ilk  çocuğu  olarak  bu  binada  dünyaya  geldi..

 
                                   Resim

                 İki  erkek  kardeşi  erken yaşlarda ölmüşler,  kız kardeşleri de  nazi  kamplarında  kaybolmuşlar.  Doğduğu  ev  yanmış daha sonra  tadilata  uğramıştır.  Babasının  otoritesinin   yıllarca  etkisinde  kalmış, annesinin  şefkati onu  eve bağlamıştır.
                '' Olabildiğince  yalnız  kalmalıyım. Hayatta  başardığım  ne  varsa  yalnızlığımın  karşılığıdır..''  demiştir.
                Kitaplarında,  yazılarında  hatta  sevgililerine  yazdığı  mektuplarda  babasının  otoritesine  karşı duyduğu  korku olmuştur.
                 ''  Beni  engelleyen  olgular  olduğu  söylenemez.Bir  korku  ,  aşılabilmesi  olanaksız  bir  korku  var;  mutlu  olmaktan  korkmak ,  daha  yüce  bir amaç  için  kendime  acı  verme  tutkusu  ve  buyruğu..''
                 Kafka  anne ve babasının  isteğine  uyarak  hukuk okumuş,  mezun olunca da  bir  sigorta  şirketinde  yıllarca  çalışmıştır.  Bu sırada  içinde  bulunduğu  düzene uyum sağlamasa da  dünyayla  bağlantısında  en büyük aracı olan yazmalarını  sürdürmüştür..
                 Kadınlarla  ilişkisi  çelişkilerle  dolu olmuştur. Defalarca  nişanlanmasına  rağmen hiç evlenmedi.  Felice,  Dora, Milena  ve  July  hayatına  damgasını  vuran  dört  kadın  olmuştur. Bu  dört kadınla ilişkisinin  en büyük özelliği  devamlı mektuplaşması  olmuştur.  Kafka'nın  kadınları,  mektupları,  ailesi,  yazdıkları  Prag'ta  bir  müze de toplanmıştır.



Eski  kent  denen  bölgeye  gidince  Kafka'nın  oturduğu  evlerden  belki  en etkileyicisi  çıktı  karşıma. Belki  tam  havanın  kararmaya  başladığı  o saatlerde  vardı bir  sihir.  Belki  bu  daracık sokakta ,  o  küçücük  evinde  onu  hayal  etmem  etkiledi  beni.  Sokağa  hakim olan  sessizlik,  yalnızlık  beni  Kafka'yı  bir  masada bir şeyler yazarken ki  ana  götürdü.  
“Genellikle terk edilmiş durumdayım, ‘memleketim’ olan Prag’da da öyle, hem insanlar tarafından değil, -bu pek kötü bir şey sayılmazdı çünkü, yaşadıkça peşlerinden koşabilirdim-, insanlarla ilişkim ve insanlarla ilişki kurma yeteneğim bakımından bir terk edilmişlik; kapı dışarı edilmiş durumdayım..

Eğer  benim  gibi  bir  gün  Kafka'nın  Prag sokaklarında  peşine düşmek  isterseniz  ipuçları:,

Kafkaseverler icin mekanlar;
U Radnice 5: Dogdugu ev..
Celetna 2: Cocuklugunun bir kismini gecirdigi yer..
House at the Minute(dum U minuty) : Simdiki Old Town Hall’daki Kafka’nin okula giderkenki yasadigi yer..
Goltz-Kinsky sarayi; Buranin ikinci katinda lise ogrenimini gormus..
Celetna 3: Tek basina yasadigi ilk yer..ilk hikayesini burada yazmis..
Assicurazoni Generali: Sigorta memuru olarak calistigi ilk isyeri, 9 ay sonra dusuk maas ve zor calisma kosullarina dayanamayip istifa eder.
Workers’ Accident Insurance: 5.katta zorluklarla 14 yilini gecirir..(1908-1922)
Parizska 1: Kafka’nin ailesiyle yasadigi son yer.
Bilkova 22: Dava’yi yazmaya basladigi yer.(1914-1915)
Dlouha 16: Berlin ve Viyana arasinda mekik dokurken Prag’daki gecici adresi..
Trziste 15: Tuberkulozdan ölümcül derecede hastalanmadan önceki son mekanı...










22 Temmuz 2013 Pazartesi

Keçe Kuşlar


Keçe işine çok sardım şu günlerde.  Sonuçta ortaya çıkanlar  belki beni  cezbeden.  Daha  önce de  balık  yapmıştım.  şuradan  balıklarıma da  bakabilirsiniz.  Kuşları  renk  renk  dikip  yine  boncuklarla  dizdim.  Eğer  çocuğunuz  varsa  boncukları  ona  dizdirebiliyorsunuz ,  bu  çocuklar  içinde  güzel  bir uğraş. Sonra   evinizin istediğiniz  bir  köşesine asabilirsiniz..




19 Temmuz 2013 Cuma

Soğuk Bir Yaz Tatlısı

                            Yaz  geldi mi  tatlı olarak dondurmadır benim için.  Çok severim ,  günde en az bir kez yerim. Bugün değişiklik olsun sevdiğim bir tatlı yapayım dedim.  Ama  öyle tarif  falan beklemeyin, çünkü hazır tatlı bu :)   Crem Brulee...
Bu  güzel  Fransız tatlısını çok seviyorum,  bazen rastlayıp  yiyorum ama evde yapmayı  göze alamamıştım. En iyisi  Dr. Oetker den hazır paketlerinden alıp yapayım dedim. Ve yaptım!
                           Tarifine ilk olarak 1691'de      ’Kraliyet ve Burjuvazi için Yemek Pişirme’   adlı yemek kitabında rastlanıyor. Fransa ve İngiltere bu tatlıya eşit oranda sahip çıkarken, nedense İngilizler isminin Fransızca kalmasında pek sakınca görmemişler. Türkçe çevirisi "Yanık krema" olan   Crem Brulee, Krem Karamel mantığında.




                             Crem Brulee  böyle mi derseniz değil :)   Çünkü   üzerinin  karamelize edilmesi  lazım. Onu  yapmadan yemek istedim. Benim ki  biraz uyduruk oldu ama tadı  gayet güzel.  Hazır  pakette  karamelize poşeti de var.  Bu günlere  yakışacak bir tatlı diyorum,  afiyet olsun !

16 Temmuz 2013 Salı

Okunması Zor Kitaplar



                                             Edebiyat haberleri yapan The Millions adlı internet sitesi okunması en meşakkatli 10 kitabı belirlemiş. Bu haberi görünce  merak ettim  ve  devam ettim okumaya. Siteden Emily Colette Wilkinson ve Garth Risk Hallberg, üç yıllık araştırmalarının sonucunda okunması en  zor  10 kitabı belirliyor. 
                                          İkili, en zor kitapları ortaya koymak üzere 2009’da kolları sıvamış ve uzunluğu, sentaksı, biçimi ya da yapısal ve genel özellikleri ile tuhaf deneysel teknikleri veya soyutlukları nedeniyle zor okunan kitapları araştırmaya başlamış.     Wilkinson ve Hallberg ikilisi,  edebiyatın sizi bekleyen, tırmanması zor 10 Everest’ini    Publishers Weekly   dergisinde de tartışmaya açmış.


                                                          
                                   Gelelim kitaplara…
                                 Djuna Barnes’ın   Geceyi Anlat Bana adıyla basılan Nightwood romanı;
                                 Jonathan Swift’in   A Tale of a Tub  
                                 Virginia Woolf’ un Deniz Feneri/ To the Lighthouse 
                                 Samuel Richardson ’ın Clarissa or The History of a Young Lady eseri; 
                                James Joyce ’un en önemli romanlarından Finnegans Wake de bulunuyor.

                     Listede G.F. Hegel ve Martin Heidegger’in de kitapları yer alıyor.  Ben bunları  buradan   yazdım..

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Turta eşliğinde Okumalar...

                               

                                                        Kitap  okurken  özellikle  gündüz  ise  bir  şeyler  yemeyi  seviyorum.Gerçi şimdi ramazandayız. Yaptıklarımı gece yiyorum .  Bugün  üşenmeyip  turta  yaptım.  Nedense  canım  turta  yemek istedi.  Özellikle  elmalı  olmalıydı..Aslında  elmanın  zamanı da  geçti ama  sırf turta  için markete  gidip  aldım.  Tezgahta  şeftalileri  görünce  bir  an  vazgeçer gibi  oldum  ama  elmalı  turta  ağır  bastı.  Yapımı  oldukça basit. Daha  doğrusu  benim  yaptığım turta  basit. Yoksa  gerçek  turta da  tereyağ  yumuşamadan küp küp konmalı. Ama  ben  bunu  bu  halde  hamur haline sokmayı  beceremiyorum  hala.  Neyse ki  benim yaptığımda  güzel  oluyor :)




                       Akşama nasıl bekleyeceğim bilmem. İlk olarak kızıma tattırdım . Şu sıralar ev biraz hareketli. İftara akrabalarımı, yakınlarımı ağırlıyorum.  Gece geç saatlere  kadar oturuyoruz bahçede.  Çocuklarda tüm gece  sokaklarda.  Gündüz  çok sıcak olduğundan onlarda çıkamıyorlar,  sonrada acısını  çıkarıyorlar.




Kitaplarıma  gelince  elimdekiler  yavaş  yavaş  tükenmeye  başladılar.  Yakında  netten sipariş yaparım. Bu  bile beni  çok  heyecanlandırıyor.  Elimde Tomris Uyar'ın  bir  kitabı  var.  Yakında  bahsedeceğim. Tüm  gün  evde  keçeden bir şeyler  yapıyoruz, taş boyuyoruz,  kitap  okuyup film seyrediyoruz. Akşam  dostlarla  iftar,  sonra da  bazı geceler teravih..
Zamanımız  çok  güzel  geçiyor, tabi  gün  boyu  tembellik olunca başka nasıl olurdu ki:)
Yazımı  bitirirken  bahçemden  görüntüler :



10 Temmuz 2013 Çarşamba

Tatil Kitapları

                                  Tatilin  vazgeçilmezlerinden  biri  kitaplar  bence.  Bu kez  Bodrum'a  giderken  iki  kitap  götürdüm yanımda. Bunlar  Hasan Ali Toptaş'ın   Harfler  ve  Notalar   ile  Murathan Mungan dan   Eldivenler  Hikayeler..İkisi  de  birbirinden  güzel , keyifle  okunan  kitaplar.  Tatilimiz  bir  hafta olduğundan  bunlar bana  yetti.  Zaten  kaldığımız otelde  bol bol dergide  vardı. Dergilere de bakmayı sevdiğimden  şezlongta  saatlerce  bunlarla  zamanımı  geçirdim.


                                            

Murathan  Mungan'ın  güzel anlatımıyla  kitaptaki  hikayeleri  bir  çırpıda  okuyorsunuz  zaten.  Hasan  Ali  Toptaş'ın  romanlarını zaten  severek  okuyorum.  Bu  kitabı da  sanki  karşınızda o varmış, edebiyattan  hayata bir çok  konuda  sohbet ediyormuşunuz  tadında  bir  kitap.  Hatta  yazar  kitabın  bir  bölümünde '' ey hayat,  bana  kör noktamı  aydınlatacak  bol ışıklı dostlar ver ''  diye bir  dilekte  bulunuyor.  Bu  öyle  hoşuma  gitti ki  ,  kitabın kendim için ışıklı  bir dost olarak  yazıldığını  hissettim..Okurken  bol  bol  altını  çizdiğim  satırlar oldu,  çeşitli  kitapların, yazarların notlarını  aldım..


                      Sizlerle  de  Hasan Ali Toptaş'ın  neler  okuduğunu,  neyi sevdiğini  yazdığı  şu  satırları  paylaşmak  isterim :
''  Okuduğum  onca  hikayeye  rağmen,  benim  hikayelerim de  neredeyse  yirmi  yıldan  bu  yana  hiç değişmedi . Bu  konuda  bana bir  soru  sorulduğunda ya da  cesaret  edip  eş dost  meclisinde  kendiliğinden  konuşmaya  başladığımda  hep  aynı  hikayelerin  adını  saydım  :   Gabriel  Garcia  Marquez'den   Boğularak  Ölenlerin  En  Yakışıklısı,  Borges'ten   Yolları  çatallanan  Bahçe,  Carlos  Fuentes'ten  Aura,   Kafka 'dan   Kanun  Önünde ,İmparatorun  Haberi,  Ceza  Sömürgesi, Kovalı  Süvari,  Çiftlik  Kapısına  Vuruş,  Avcı  Gracchus...
                       Ne  yazık ki   hiçbirini  okumadım. Hemen  not  alıp  aramaya  başladım.  Bunları  bol ışıklı  dostum  Hayal Kahvem  de  bulurum  sanıyorum.  Duyuyor musun  sesimi  hayal kahvem  :))




7 Temmuz 2013 Pazar

İşte Geldim !!

                                 Rüzgarlı  ve serin de olsa  bir tatilden  geri  döndüm.  Bodrum bu hafta oldukça rüzgarlı ve serindi. Olsun  bu bile  moralimizi  bozmadı.  Güneş,  rüzgar, dalgalar,  beyaz,  begonviller,  tembellik,  edinilen arkadaşlar.... Ne çabuk  geçti :(
                                 Kızımın dediği  gibi,  ''  anne,  tatil için bir yıl mı bekleyeceğiz ? ''  günler su gibi akıp geçti. Olsun, daha  2 ay  tatilim  var, evde de  zaman geçirmeyi seviyorum. Zaten  yarın  ramazan başlayacak.Bakalım  bayrama kadar  neler yaparım..
                                Merak edenler  için  nerede olduğumu  yazayım. Bu sene  fazla otel  araştırması  yapmadan Bodrum Alkoçlar'ı  seçtik.  Daha önce  bodrumda  bir çok  otele gittik. Memnun olsak ta  gittiğimiz yerlere  tekrar  gitmiyoruz.  Burasını da sakin bir yer diye  seçtik.




Otel  butik otel,  tam pansiyon ..Tam pansiyonda  içecekler  yemek dışında ekstra diye düşünüyorduk ama  böyle değilmiş.  Yemek sırasında  dahi içecekten ücret alınıyor.  Hiçdeğilse  alkolsüz  içecekler,  özellikle  su  yemek  sırasında  ücretsiz olmalıydı. İsim yapmış!  bir otelin  böyle küçük hesaplar  yapmasına  şaşırdık.  Bir  su bile  10 tl idi.  Yemekler  de fazla lezzet yoktu  ve  doyurucu  değildi.  Biz  bile  doymadıysak  bunca şişman amcalar teyzeler  nasıl doydu  bilmem. İlk  günden  bu konuda ki  şikayetimizi  bildirdik.  Artı  bir puan,  müdür  çok  anlayışlı  davrandı.  


Tamam  bir  Nişantaşında  kırk yılda  bir  küçük bir  porsiyona  birşey  demezsin ama onca para  verip aç kalmazdık.  Açık  büfede ki  koşturmaca  ,kalabalık  yoktu  ama  çokta  bekledik  masada  birşeylerin  gelmesini.  Odaya  gidince de  tüm  hafta  kötü  bir  kokuyu  çektik..
Tamam  ,  hep  olumsuzlukları  anlattım  ama  bazı şeylerin göz göre göre olmasına  dayanamam.  Eee  bir  daha tercih edermiyim,  hayır..
Yine de  dediğim gibi , Bodrum..Deniz,  güneş,  tatil vesaire...  Tatilim  çok  güzeldi :))


Tasarım:Sawako Kuronuma