3 Ekim 2013 Perşembe

Tibor Dery' den Bir Öykü

                                    

                    Tibor  Dery' nin   Eğlentili  Bir  Gömme  Töreni  kitabını  okudum  bir  çırpıda.  Adalet  Cimcoz  çevirmenliğini  yaptığı  kitap 1967  basımlı.  Kitabın  kapağı  ilgimi  çekmişti  okumadan  önce.  Yaşlı  bir kadın  kocaman bir  tabutu  taşıyordu  kapağında.  İlk  öykü  zaten  kitaba adını  veren  uzun bir  novella  gibi.  Bayan  V.  ölmekte  olan  kocasına  bakmakta,  en  iyi  şekilde rahat  ettirmek  için  elinden  geleni  yapmaktadır  yakınında  bulunan  akrabalarıyla.  Son günlerini  yaşamakta  olan  Bay  V.  nin  ziyaretine  bir çok  insan  gelmektedir.  Bay  V.   kimseyle  görüşmemektedir.  Yalnızca  akrabası  olan  20  yaşındaki  Flora' yı  kabul eder.  Son  konuşmalarını  bu  kızla  yapar.  Şöyle  der  bir  ara  kıza :
             ''   Bütün  hayatım  tıpkı  kanser  gibi,  gelecekle  örüldü.  Kendimi  değil ,  işlerimi,  yaptıklarımı  düşündüm  hep . Kendimi  boşladım ,  esenliğim  umrumda  değildi,  işim  önemliydi.  Her  dakkam  işle  doluydu. .Cevizin  altında  oturup  çalışırken  ,  kuşların  ötüşünü işitir miydim  sanıyorsunuz?  Yemekten  kalkıp ,  yediğimi   unuturdum;  söylemeseler çamaşır  değiştirmezdim.  Çok  önemli  bir işi  başarmam gerektiği  yalanına inanmıştım..Bugüne  değin  hep  aldattım  kendimi. ''





                            Hep  içinde bulunduğumuz anın  kıymetinden bahsederiz ya,  tüm kitaplar,  filmler  bunu  söylemeye başlamıştır. Herkes büyük  laflar  okumayı sever,  sonra da  paylaşmayı. İşte  ben de  böyle  biriyim  şu an.  Acaba  yapabiliyor muyuz  bunu?   Before  Sunsrise   filmini  hatırlıyor musunuz ?    Trende  tanışıp  tüm  gece  Viyana da  gezen  şu  çifti  bilmeyen  yoktur.  Orada  Jesse    şöyle  der  kıza,  ve  ne  kadar  haklıdır  :
''  Sürekli  teknolojinin  ne  kadar  harika  olduğunu  ,  zaman  kazandırdığını  söyler insanlar.  Ama  kimse  kullanmıyorsa  kazanılan   zaman  ne işe  yarar  ?  Sadece  daha  yoğun  işe  dönüşüyorsa.  Hiç  şöyle  diyen  biri  çıkmaz  mesela :   Kelime  işlemcimi  kullanarak  kazandığım  zamanla  bir  Zen  manastırına  gidip  takılacağım .''  
Hep  deriz  hayat  kısa  yapabileceklerimiz kısıtlı.  Ve   bir  gün  elimdeki  şu  kitapta  bulunan  Bay  V.  gibi  son anlarında  camını  açıp  ilk defa  bakarcasına  bakarız  dünyaya.  İş  işten  geçmiştir,  herşey  yarım  kalmıştır.  Daha  sevememişizdir  çocuğumuzun başını  tam  olarak,  daha  okuyacak çok kitap,  gezecek  çok yer,  yapılacak  çok  muhabbetler  kalmıştır.  Ama  başucumuzda  durur  başkalarına  kalacak  banka cüzdanları, ertelenen  hayallerin şişkin hesapları,  üst üste alınmış evler,  arsalar...



4 yorum:

  1. 'yaşadığımız hayat bizi bu yöne itiyor, hayat şartları daha zor, daha çok çalışmak lazım' diyoruz sürekli değil mi? evet öyle aslında. bu kadar rekabetçi bir dünyada hep bir adım daha önde olmak gerekiyor, hep daha fazla çalışmak. hayatımız çocukluğumuzdan itibaren sınavlar üzerine kurulu çünkü. yine de tüm bu yoğunluk, bu karmaşa hayatın güzelliklerinin tadına varmayı engellemiyor. bir çiçeğe doyasıya bakmak, martıların sesini içine sindire sindire sahilde atılan bir tur, bir çocuğun elinden tutup parkta oyun oynamak, öğle vaktinde şirkette mesai arkadaşlarıyla yapılan dedikoduların yerine en yakın parka gidip çimlere uzanmak... liste oldukça uzun. tüm bu yoğunluğa rağmen hayatı doya doya yaşamak için fırsat yaratmak bizim elimizde değil mi? yoksa çok mu polyannacılık yapıyorum ne dersiniz?

    YanıtlaSil
  2. Güzel yazı...
    Anlayana !
    Hoş anlasak da yarın unuturuz ya...

    YanıtlaSil
  3. harika bir post

    sevgiler
    Yağmur

    htpp://yagmuryucel.blogspot.com

    YanıtlaSil
  4. Ara ara içinde olduğumuzun anın ne kadar değerli ve elimizdeki tek şey olduğunu hatırlamamız gerekiyor sanırım..buda bazen başımıza gelen bir olay veya bazende burda paylaştığınız gibi bir paylaşımda olabiliyor biraz sirkelenmek için ; )

    YanıtlaSil

Tasarım:Sawako Kuronuma