30 Mart 2012 Cuma

SINIFIMDA EĞLENCE

                                            Velilerimi sınıfa  davet ederek  yetenekleri doğrultusunda  eğitime katmayı  seviyorum.  Çoğunluk  anneler  geliyor.  Özellikle  gelen annenin  çocuğu için  o gün  çok  güzel  geçiyor.   Okulumuzun  Comenius  Projesi  nedeniyle  Hollanda'dan  Kikker  adında  oyuncak  geldi.  Bu yeşil  kurbağayı da  yanımıza  alarak  bir  etkinlik  yaptık. 






Cupcake  üzerine   gıda  boyasıyla  renklendirilmiş    krema   sürüldü. 







Ne kadar   dikkatli  çalışıyoruz  , değil mi  :))








İşte   Kikker ..    Bizi  dikkatlice   izliyor...






Kimse  görmeden   tadına  bakayım !









Vee   Mutlu   Son !!

28 Mart 2012 Çarşamba

İspanya'dan Görüntülere Devam

                                   Çok fotoğraf çektim her gezgin gibi. Gittiğimiz okul bir devlet  okuluydu.  Çocuklar  bizimkiler gibi, sıcak ve  sevecen.  Hello,  hello  deyip  peşimizden  koştular.  Öğretmenler  kot pantolunlu,  piercing'li. Ve çok  samimi..Okul  çok  kalabalık  değildi. Sınıflar  20 kişi civarı. 6 yaşında  birinci  sınıfa  başlıyorlar ve  okuma -yazma öğreniyorlar. Öğlene kadar  akademik  dersler görüyorlar sonra öğle  yemeği ,  öğleden  sonra hergün din eğitimi  alıyorlar.  Bizim gittiğimiz  gün okulun tüm çocukları gösteri hazırlamışlardı..











Okulda  geçirdiğimiz  zaman çok güzeldi. Sonrasında  gezi  oluyordu.  Zaman  nasıl geçiyordu anlamıyorduk.  Bir anda  akşam oluyordu.













Heryerde  sanatını icra edenler !




Yorulunca  verilen  kahve  molası...




 

Akşam  yemeğinde  Litvanyalı  grubun  getirdiği  ilginç  bir  yiyecek.. Sakotis... Orada  düğünlerde  yapılan   ve  keyifle  yenen  bir  tatlıymış..Tadı  bizim  pastanelerde  satılan  bezeye benziyor...






















Madrid'in  en eski  binasıymış...

 







26 Mart 2012 Pazartesi

İSPANYA GEZİM

                                  Aslında  bu bir gezi değil...Okulumuzun Comenius Projesi ama benim ilk  yurt  dışı deneyimim.  İlk  uçak yolculuğum..Tam 4,5  saat..Nasıl olacak,  korkacak mıyım derken  uçak deneyimim  oldu  bile. Ama çok  korkunç. Havalanırken ,  yoldayken,  inerken , herşeyiyle  ödüm  koptu.  Yine  biner miyim?  Evet ama  korkum  geçmiş değil. İspanya'nın  Madrid  yakınlarında bir  yerine  gittik.  Düzenli sokakları, villa tipi evleri,  yola ayağınızı  bastığınız  an  duran  trafiğiyle güzeldi.  Gürültü, korna sesi yoktu.








Okuldışı  gezilerimiz  çok oldu.  Rehberli  Madrid  gezimiz, El Estorial  Manastırı  gezisi...















Kral  çocuklarının  mezarları...






                           Madrid  gezimiz  ilk  önce otobüs  turuyla  oldu.  Sonra  sokakları  kendimiz  keşfe  çıktık.  Madrid'e  en az    4-5   gün  ayırmak  lazım.  Çok  büyük  bir  şehir.  Heryerde  tarihi  binalar,  müzeler,  sokak  sanatçılar...





















Yemeklerine  gelince  ,  arkadaşların  çoğu  aç  kaldı.  Herşeyde sos var,  etler pişmemiş  ve  çoğunlukla  domuz eti,   kahvaltıda  az  çeşit,  karışık... Ben  deniz  ürünleriyle  yapılan  paellayı  beğendim.Ama  ilginçtir,  karmakarışık  bir  dolu  şey  yiyorsunuz  ama  karnınız  doymuyor :)














Aslında  o kadar  çok fotoğraf  çektim ki..Ama  bu  kadar  yeter  şimdilik...











21 Mart 2012 Çarşamba

20 MARTTA DOĞMUŞUM

                                   Biliyorsunuz  geçen  haftadan  beri  yokum.  İspanya'ya  gittim  ve  geldim.  Bu  benim için  bir  dönüm  noktası. Seyahatı,  gezmeyi, dolaşmayı  sevmeme  rağmen  yurt  içinden  çıkamıyordum. Malum  uçak  korkusu..  Ama  ne  olduysa  bu sene  bunu aşmaya  karar  verdim. Hatta psikiyatriste  gidip  ilaç  aldım  ama  doktor  korkumun  üzerine gitmemi  söyledi.  İlacın  yanımda  olması  bile  bana güç  verdi.  Veee  uçağa  bindim.  Korktum mu ?  evet,  hem de  aşırı.. Korkmayan var mı  gerçekten..Kocaman ,  demir  yığını  gökyüzünde...İnsanın  aklı  almıyor.. Ama  şunu  anladım ki  ,  insan  bilmediğinden  daha  çok  korkuyormuş.. Gezimi  ayrıntılarıyla  anlatacağım ama  dünden  bahsetmek  istiyorum asıl..
                                    Dün  yani  20  mart  doğum  günümdü.. Artık  yaşımın  saklama  dönemine  geldim..Sormayın ..Sevdiklerimle  güzel  bir  gece  geçirdik..Sağlıklı  ve  mutlu  olduğum  için  çok  mutluyum :))




Hediyeler  verildi,  Pelin  benden  önce  atladı  paketlere  :)







Kızlar  bizden  daha  süslüydü , ama  restoran  alt üst  oldu  bu arada..




11 Mart 2012 Pazar

Begonviller, Miyazaki ve Bir Film...

                              1768  de  Fransız amiri  Louis Antoine de  Bougainville,    Pasifik  Okyanusunda  sonradan  kendi  adıyla  anılacak  olan bu  çiçeği  keşfetmiştir.  Sahip  olduğu  çarpıcı  renkleri ve sırnaşık  karakteriyle  uygun  iklimde  doğayı  coşturan  bir  çiçektir.  Akdeniz  ülkelerinin ortak  bitkisi  olan bu  ağaçsı  çiçeğe de biz de özellikle  Bodrum  olmak  üzere,  Ege ve  güney  sahillerinde  de  rastlanır. 
                             Begonvili  bizim  edebiyatımızda ilk   kim anmıştır bilmem.Örneğin  Halikarnas  Balıkçısı  öncesinde  kimseler  varmıydı. Edebiyatımızın  kırlarla,  çiçeklerle  en çok  konuşan  şairlerinden  biri  olan  İlhan  Berk'e  sormak  gerekir belki de..
                               Bizde  ''  Gelin  Duvağı ''  diye  anılır.  Güney Amerika  ülkelerinde  '' Kardinal  Çiçeği '' diye  bilinir.




Daha  yaz  gelmedi  ,  niye  söz ettim  begonvilden  derseniz  bu  bilgileri  okuduğum kitaptan  öğrendim.   Şu  sıralar  Murathan  Mungan'ın     227   sayfa    isimli  kitabını  okuyorum  ama daha  başlardayım. 
Bundan  önce  Ferit  Edgü  okudum  bir  çırpıda.. Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı ...Ferit Edgü'nün ilk iki romanına benzemiyor. Bu kitap yalnızlığın romanı,dostluk özleminin, iyi insan özleminin romanı. Ferit Edgü , kitapta Çakır'ı anlatırken su yolunda kırılan testileri anlatırken hepimizin yalnızlığını , hepimizin dostluk özlemini dile getiriyor.Yalnızlığa, dostluğa, iyiliğe denk düşenbir anlatımla, şiirli, duygulu anlatımla yapıyor. Hani Sait Faik '' Yazmasam çıldıracaktım '' diyor ya, Ferit edgü de bu insanları yazmadan edemezdi..

Biraz  daldan  dala  atlayacağım.Dün  kızımla  Miyazaki  filmi  seyrettik.  Ruhların  Kaçışı  ...Kızım kimi  zaman  koltuk tepesinde ,  kimi zaman  sehpanın altında  oldu  heyecanla.  Öyle düzgün düzgün oturup  film seyrettiğini  sanmayın..Bazende utanıp  yastık arkasına  saklandı..



Hayao Miyazaki’nin, “Bir zamanlar 10 yaşında olmuş ve bir gün 10 yaşında olacaklar için” diyerek anlattığı ‘Ruhların Kaçışı’nı serbest bir ‘Alice Harikalar Diyarında’ uyarlaması olarak düşünmek mümkün.

Daha  sonra  ben  de  Jane  Austen  Kitap  Kulubü'nü  seyrettim.


Jane Austen Kitap Kulübü, ünlü ABD’li kadın senarist Robin Swicord’un (en son Bir Geyşa’nın Anıları’nı kaleme almıştı) ilk uzun metrajlı filmi… Biri onursal üç Oscar sahibi, İstanbul doğumlu efsane yönetmen Elia Kazan’ın (2003 yılında yaşamını yitiren Kazan’ın komünistleri ispiyonladığı için lanetlendiğini unutmayalım) gelini olan Robin Swicord, tabiî ki asıl işini unutmadı ve filmin senaryosunu da yazdı. Jane Austen Kitap Kulübü, yazar Karen Joy Fowler'ın 2004 yılında yayımlanan aynı adlı kitabından uyarlandı. Filmin yapımcıları John Calley ve Diana Napper... Müzikler Aaron Zigman imzasını taşıyor, görüntü yönetmenliğini ise John Toon üstlendi.





Kaliforniya’da yaşayan hali vakti yerinde beş kadın ve bir erkek, 41 yaşında yaşama veda eden ünlü yazar Jane Austen adına kitap kulübü kurarlar. Kulüp üyeleri, hayatı boyunca hiç evlenmeyen, romantizmin büyük anıtı Jane Austen’i ve onun eserlerini altı ay boyunca yeniden hatmeder. Bu sadece yaralarını göstermekten aciz büyüklerin oynayabileceği bir aşk oyunu gibidir. Onlar, Austen’in kitaplarını hem günümüzle harmanlarlar hem de kendi ilişkilerine adapte ederler.




Her biri  içinde  bulunduğu  kişisel  çıkmazla  boğuştuğu  sırada  bir  araya  gelen ve  Jane  Austen  romanlarına  sardıran  kadınları  anlatıyor  film..Büyük  bir  keyifle  seyredilecek  filmdir.

              Son  söze  geleyim artık.  Çarşamba  sabahı  benim için  bir dönüm  noktası. Neden  derseniz  ilk  kez  uçağa  bineceğim.  Şimdiye kadar  bunu  hayal etmek dahi  istemiyordum.  Uçak  fobim  aşırı  vardı  (  hala da  var)   Ama  nasıl  oldu    bilmiyorum,  yenmeye  karar verdim. Fobilerin  çaresi  korkulanın  üzerine  gitmekmiş  (  psikiyatristim  dedi)   ben de   gezmeyi,  seyahatı  seven  biri  olarak  kabul  ettim.  Okulumuzun  Comenius  Projesi  dahilinde  Madrid'e  gidiyoruz.  Bakalım  ne olacak,  hala  aşırı  korkuyorum,  zanax   güvencem :)   
Ya  benim için  başlangıç  olacak  ya da son ...

 

7 Mart 2012 Çarşamba

Adam Olacak Çocuk

                                  Geçen yaz Datça'ya  giderken  ormannın  içinde bir  kampta kalmıştık.  Küçük  küçük  evlerde kalmıştık burada.  Yemek yenilen  bahçesinde  Pelin  kendine  bir  arkadaş  bulmuştu. Adını unuttum  çocuğun , 1. sınıfı  yeni  bitirmiş.  Beraber oyun oynayalım demişti. Bende onları gözlüyordum.  Çocuk hadi  gel , bir  gazete çıkaralım  dedi.  Büyük  sayfalar,  renkli  kalemler  buldu  , getirdi. Başladı  sayfalara  resimler  yapıp  yazılar  yazmaya.  Gazeteye isim bulalım dedi. Şimdiye  kadar yüzlerce çocuk tanımış ben  hayret edip Pelin'in keşke böyle  arkadaşları  olsaydı  diye  iç  geçirdim.  Bizimkinin  bu taraklarda  işi yoktu  gerçi :)
                               Niye  mi anlattım  şimdi  bunu?  Okuduğum  kitap  Behçet  Necatigil'i  anlatıyor. Küçükken  haftalık  gazete  çıkrmış. Adına  Küçük  Muharrir  adını  koymuş.Büyük boy  kağıdı  katlar,  sayfalara  bölermiş.Bütün bir ders yılı  boyunca da çıkartmış.  Öykülerde  yazarmış buraya..






B.Necatigil   2  yaşında  annesini  kaybetmiş.  Bir süre Karagümrük'te oturan anneannesi ile birlikte yaşamış.  Bir yıl sonra babası, Beşiktaş'ta bir saray memurunun kızı olan Saime Hanım'la evlenince, Necatigil için anneannesinin evi ile babasının evi arasında geçecek bir dönem başladı. Çocukluğu  hastalıklar, ameliyatlar ,  çeşitli  acılarla  geçmesine  rağmen  okulunda  başarılı olup  1936'da okulun edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu.

Yüksek öğrenimini 1940 yılında tamamlayarak okuldan birincilikle mezun oldu. Aynı yıl Kars Lisesi'ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. İklim koşullarına uyum sağlamakta güçlük çekip hastalanması üzerine 1941 yılında Zonguldak Çelikel Lisesi'ne, 1943 Mart ayında da İstanbul'a, Pertevniyal Lisesi'ne tayin edildi.
 o dönemde Sarıyer Ortaokulu'nda stajyer öğretmen olarak çalışan Huriye Korkut ile tanıştı. Ağustos 1949'da Necatigil'in ailesinin yaşadığı Beşiktaş, Valideçeşmesi, Dibekçi Kamil Sokağı (şimdi Enis Akaygen Sokağı), 22 numaralı evde, aile arasında kıyılan bir nikahla evlenerek yine Valideçeşmesi, Setüstü Sokak, 22 numaralı kiralık eve taşındılar.




1951 yılında ilk kızları Selma dünyaya geldi. Dünyaya  gelen diğer  kızıda  bugün değerli  hikayecimiz  Ayşe  Sarısayın..
Sevdiğim  Kır Şarkısı  şiirini  okuyorum yeniden.Şiirde  geçen  topraktaki  telaş  bildiğimiz  telaş.. Karıncaların  güz  ,  kış  hazırlıkları  . Hele  hamamböceklerinin  sonbahara  meydan okurcasına  uçmaları, son çiçeklere konmaları...


KIR ŞARKISI

Tam otların sarardığı zamanlar
Yere yüzükoyun uzanıyorum
Toprakta bir telâş, bir telâş
Karıncalar ötedenberi dostum.

Ellerime hanım böcekleri konuyor
Ne şeker şey onlar!
Uç böcek, uç böcek diyorum
Uçuyorlar

Pan'ın teneffüsü bile
Ilık, okşamakta yüzü.
Devedikenleri, çalılık vesâire
Bir âlem bu toprakların üstü.

Tabiatla haşır neşir
Kırlarda geçen ikindi vakti.
Sakin, dinlenmiş, rahat
Bir gün daha bitti.

4 Mart 2012 Pazar

Zaleti kurabiyesi, Bir Kitap ve Dostlar

                                   

                                      Bugün  cumartesi.. Evde  geçirilen,  sıcacık, kurabiye  kokulu  ,  keyifli  bir  gün.  Ne  kadar  çok  gezersem  gezeyim  evde  geçirilen  zamanı  çok  seviyorum. Yalnızlığı da  sevmeme  rağmen  devamlı  olsun istemem.  Bir  şeyler  yaptıysam  arkadaşlarımı  davet  ederim  mutlaka.  Bugün  de  öyle bir  gün işte.. Dün gece  bloglarda  gezerken  bir  kurabiye  tarifi  buldum ve bir deneyeyim  dedim.  Adı  Zaleti..Bir  İtalyan  kurabiyesi.  Mısır unu ve buğday unu karışımlı, kuş üzümlü kurabiye. Ama  benimkinde  üzüm  yoktu  ne yazık ki.  Evde  yoktu çünkü..










                                                                 MALZEMELER
                                                       1,5 SU BARDAĞI  UN
                                                       1,5 SU BARDAĞI  MISIR UNU
                                                       1 NESKAFE  FİNCANI TOZ ŞEKER
                                                       1 PAKET KABARTMA TOZU
                                                       1 PAKET VANİLYA
                                                       1 TUTAM TUZ
                                                       1 SU BARDAĞI KURU ÜZÜM
                                                       150 GRAM TEREYAĞ
                                                       3 YUMURTA
                                                      
ÜZERİ İÇİN PUDRA ŞEKERİ

                 Evime  gelen  üç arkadaşımla  bir  güzel  kurabiyeleri  yedik,  kahveleri  içtik..










                                       Asıl     size   bir  hatta  iki  arkadaşımın   blogundan   bahsetmek  istiyorum.  Yeni  blog  dünyasına  girdiler.  Üye  olarak  onlara  katılıp  destek  olursanız  mutlu  olurlar.  Bir  göz  atın  derim..
                             

                                          tatlı cuma    ve   stohart   ...
                                                 




                                            Dün  yeni  kitabıma  başladım. Yine  çok güzel kitaplar  aldım kütüphaneden.  Okumaya  başladığım  kitap  Selim İleri ' nin  Kar  Yağıyor  Hayatıma  ...Selim  İleri   hayatına   dönem  dönem  giren  , etkileyen  insanları  anlatıyor. Bunlardan  biri  Halide  Edip  Adıvar..Hayatında  bir kez  onu  görmüş.  Handan'ı  okuduğunda  gecesi  gündüzü  birbirine  karıştığını  söylüyor.  Yazdığı   kitapların  üzerindeki  etkisinden  bahsediyor .  Halide Edib'i  görmesi sınıf arkadaşlarından  birinin  halasına  gelmesiyle  oluyor.. Karşılaşmalarını  şöyle  anlatıyor  :
  
                         ''  Muazzez  Hanım  olduğunu  öğrendiğim  ,  daha  gençce bir  hanım şimdi  beni  ona  tanıtıyordu  :
    _   Efendim,  sizin   genç  bir  okurunuz ,  hayranınız.  Kitaplarınızı  çok seviyormuş.
        Bize  geleceğinizi  öğrenince...
                           Ne  yapacağımı  tamamıyla  şaşırmıştım. Acaba  elinimi  mi  öpmeliydim Halide Edib'in ? 
                           Handan'ı   yazmış,  Handanın  çılgınca  duyuşlarını  -  o  sayfalar  bence  hep  genç  kalacaktır  !  -    sayıklamalarını  dile  getirmiş  bir  romancının  elini  ,   tıpkı  yaşlı  bir  büyüğümüzün ki  gibi   nasıl  öpebilirdim ?  
                          Öte yandan   az  önce  yeryüzünü   tahakkümü  ile  ezmek  istemiş  ihtiyar  kadın,  sanki  birdenbire  yumuşamış,  çökmüştü.  Dünyadan el  ayak  çekmiş,  bütün  ihtiraslardan  uzaklaşmış ,  hatta  o  ihtirasları  yaşamamış  sanısı  uyandıran bu akadın  ,  nasıl  oluyordu da   bana  Halide  Edip  diye  tanıtılıyordu.  Mutlaka  birileri  yalan  söylüyordu.  ''



                                           


              Daha  kitabın  başındayım.  Büyük bir  merakla okuyorum.  Selim  İleri  önsözünden  :


              Bu kitapta bende iz bırakmış sanatçıları yazdım. Hayatıma anlam katmış, şu veya bu sebeple dünyaya bakışımı etkilemiş kişiler. İkisini - Afife Jale'yle Cahide Sonku- tanımadım. Afife'yi tanımama zaten imkan yoktu. Ama bazan hiç görmediğiniz kişiler de size, maceranıza yoldaş olabiliyor. Ötekileri tanıdım. Hepsi yakınlarımdı. Bazılarını, örnekse Halide Edip Adıvar'ı bir kez görmüş olsam bile. Birlikte geçen günlerin, anıların, hele gönülden paylaşılmış yaşantıların silinip gitmemesi boşuna değil: Her genç yazar gibi ben de ustalar gereksiniyordum.

1 Mart 2012 Perşembe

VAKTİN ÇAĞRISI

                                 'şimdi burda kar yağıyorsa her yerde yağıyordur ve vakit dardır' 

                   demektedir  turgut uyar,   vaktin çağrısında..Yeniden  başlayan kar hepimizi  sevince soktu. Sabah  okula gitmek için  kalktığımızda  gördük  karın heryeri  kapladığını.  Ne  yazık ki  kızımın  boğazları  iltihaplı ve ateş  yapıyor.  Doktora  giderken  yine de kartopu  oynadık. Şimdi  içine  zencefil,  havlıcan,  tarçın  çubuğu ve  biraz  portakal  kabuğu  koyduğum  ıhlamurumu  içiyorum.  Birazdan  bu  hafta  yaptıklarımızı  paylaşacağım.  İlk  olarak  elimizde  az miktarda  kalan  hazır  seramik  hamurundan  saksı  süslerini  göstereceğim.  Pelin  bunlara  süslü  kafalar  adını verdi.  Komik  kafalar  yaptık ve  bir çubuğa  taktık.  Kurutup  boyadık. 






  Üzerlerine de tüyler falan  yapıştırdık.  Çok  eğlenceli  oldular.  Bari  çeşitli saksıları süslesinler deyip  hediye ettik. 
                    Bu  annemin  çiçeklerinin yanında  duran  süslü  kafa :)







Bir  tane  de  çiçekleri,  yaşamı, herşeyi  çok seven  hala kızıma  hediye ettik.  O da   hemen  cam  önü  saksılarına   koydu ..







Bu da  bizim  evde ki...









Çok  komikler  değl mi ?   Havalar  soğuyunca  geçen  kızımla  yaptığımız  portakal  buz  aklıma  geldi.  Bence  hemen  yapın  ve  dışarı da  bir  yerlere  asın,  görüntü  çok  güzel..





Geçen  haftada   ziyaretime   gelen  arkadaşım   zeynep   bana  kedi  yaptığı  resmini  hediye  etmişti..  Onu da  evimin  en sevdiğim  köşesine  astım.  Kitaplığımın  yanında   olan  bu yerde   başka  arkadaşlarımın  hediyeleri  de   var.  Bir  kez  daha  Zeynep'e   teşekkür  ederim..











 
Bunlarda  kütüphaneden aldığım ve  zeynep'in  hediyesi  kitaplar.. 





 











Tasarım:Sawako Kuronuma