16 Aralık 2012 Pazar

Satantango

                           Bazen   -  hatta  çoğu zaman-   şu dünyanın durumu,  savaşlar, kıyımlar,  haksızlıklar,  insanın insana zulmü,  hastalıklar, felaketler  aklıma gelir  ;   büyük bir  bunalımın eşiğinde bulurum  kendimi.  Her ne kadar  geziyor, tozuyor,  pastalar , partiler yapıyorsam da  aslında bunlar bir tür kandırmacadır.  Altta potansiyel  karamsarlığım  vardır,  beni her an rahat bırakmaz. İki uç arasında yaşıyorumdur.
                            Geçen  gün  ziyaret  ettiğim  birinde ,  akrabalarından  birinin daha 30  yaşında olmasına rağmen kanser olduğunu,  ilkokula giden oğlunun  devamlı annesini sorduğunu öğrendiğimde  yanımda bulunanlarla beraber  çok üzüldüm.  Beş  dakika  sonra  insanlar aslında olması  gerekene  dönmüş,  ''benim çocuğum şöyle böyle ''   demeye  başlamıştı.  Üzerimde  öğrenmiş olduğum bu haberin ağırlığı ve acısıyla  devam edemedim konuya.  Eve  geldiğimde bile  tanımadığım bu  kişiye üzüntüm kat ve kat arttı. İşte  böyleyim,  herşey insanlar için deyip  kabullenememek sorunum.  Birde herşey üst üste denk  gelir ya,  cuma günü kanser  tedavisi  gören  bir arkadaşımı  kaybettik. Cumartesi  gencecik bir insanı uğurladık.  Bugünler de canım çok sıkkın..
                           Üstelik   elime  aldığım  S.  F.  Abasıyanık   kitabında   ''Mahalle Kahvesi''   nde  şöyle  yazıyordu  :
                            ''  İnsanların hepsi  kötüdür.  Yaşamak  boştur.  Sevmek aptallıktır...Şudur  budur .Peki  bunlarla  nasıl  eğlenilir ?   Düşünün  bakın. Her şeyin  kolayını  bulacaksınız . Ben en zorunu  buldum. Ölüme  çareyi !  Ölmeyecekmiş  gibi  düşünüyorum,  oluyor. Bir  tecrübe  edin.
                               Demek ki  bütün bu  kötü  düşüncelerden  sonra  taptaze,  kahkahalı,  mesut  bir  dünyaya  varıyorsun. Demek  yalnız  hareket  noktanda  bedbinsin. Öyle ise  mesele  yok.  Sen  yine o eski adamsın. Kaygısız , şensin.  Hayır!   Kötüden  iyiye  doğru  seyahatımın sonunda kahveyi  bırakıyor,  yine  ölümler,  harpler,  pahalılıklar,  istikbal  kaygıları  ile  sokaklardayımdır,  üzülmeyin !  
                         Sonra aldığım filmlerden  birini  seyredeyim dedim ..Bela Tarr  beni  iyice  mahvetti :(


                                             

                             Bela Tarr'  ın   1990- 1994  yılları  arasında  çekmiş olduğu  450  dakikalık   Satantango  filmiydi  izlediğim.  Bu kadar  uzun  filmi  üç  günde  izledim tabi ki.   Sıkılmadan  ,  uzun sekanslarına rağmen  sıkılmadan  bu siyah-beyaz-gri filmini  sıkılmadan  izledim.  Zaten  ruh  halimin renkleri bunlar,  zaten  dışarıda da aynen  filmdeki  gibi aralıksız  yağmur yağıyor,  haftasonumda  böylesine ağır ve gri  geçerken  sıkılmadım.  Bela Tarr   Torino Atı 'ndaki   gibi  durağan ,  yoğun  bir atmosferde  işlemiş  konuyu..
                             
                            ''  İki saat farklı zamanı gösteriyor. İkisi de yanlış, elbette. Şuradaki çok yavaş. Öteki ise zamanı söylemek yerine umutsuz durumumuza dikkat çekiyor. Fırtınadaki kuru dallar gibiyiz. Kendimizi savunamıyoruz.''

                                          Sátántangó


                             
                            Bir de  elinde  ölmüş  kedisiyle  gezen  bir kız var.  Zulmettiği,  işkence ederek  öldürdüğü  kedisiyle..

                                             Sátántangó


                                Bela Tarr  dünya üzerindeki  kötülüğü , zulmü, işkenceyi  kız üzerinden bize gösterir. Kedisine  yaptığı  eziyeti  koltuklarımızda  seyrederiz  uzun uzun.  Elimizden  bir şey  gelmez, tıpkı  dünyada  olanları  seyredip  bir şey yapamamak  gibi..
                              
                  ''Bir  ekim sabahı, kavrulan toprağı serinleten, yolları bataklığa çeviren ve kasabayı dünyadan koparan uzun güz yağmurlarının ilk damlaları çiftliğin batı yakasına düştü. Bu yüzden bataklık araçlar için don olana kadar geçilemez oldu ve şehirle bağlantı koptu. Futaki çan sesleriyle uyanmıştı. En yakın kilise güneybatıda, sekiz kilometre uzaklıktaki eski Hochmeiss alanındaydı ancak çanı yoktu ve kulesi savaşta çökmüştü…
Mennybe menni? Lazalmodni? (Cennete mi? Kabuslara mı?)''


                                           satantango

                          Son  verirken yazıma şu sevdiğim bir alıntıyı  paylaşmak isterim.  Esen Tezel,  Simone de Beauvoir    Kitabı   Tüm insanlar ölümlüdür’ ü  anlatırken,
                                   Bir gün hayatla vedalaşma düşüncesi her  ne kadar ürkütücü  görünse de dünyaya sinek gibi yapışıp kalma fikri çok daha ürkütücü. Oysa biz ölümlüler, kendi küçük ve uyduruk amaçlarımızı gerçekleştirmek için uğraşıp  didiniyoruz , kendi mikro evrenlerimizde  mutluluklar ve mutsuzluklar yaratıyoruz,biz gittikten sonra dünyada izimiz kalsın diye  Regine “vari  endişelere kapılıyoruz ,  insanlık tarihinin küçücük bir diliminde bizim de şenliğe katıldığımızı kanıtlama  telaşına düşüyoruz . Güneş bizim için bir süre daha doğup batacak, görsek görsek bir savaş ya da bir devrim görürüz , bazı sevdiklerimizi kaybederken  bir gün birilerinin de bizi kaybedeceklerini düşünürüz, yaşadığımız her anın eşsiz olduğuna inanmak isteriz. Bütün çabamız, ölümsüzlük yanılsamasının küçük bir modelini kendi dünyamızda kurma ve bundan aldığımız güçle yaşama yönünde . Çünkü  içten içe , gönül rahatlığıyla biliriz ki ucunda ölüm var.

12 yorum:

  1. Üfff..ben de böyle acılara takılıp kalıyorum çoğu zaman .öyle hemen normalleşemiyorum...

    YanıtlaSil
  2. ah sorma, hala moralim kötü..üstelik yine bir film seyrettim ve beni
    mahvetti. yakında yazarım .ama bir şeyler yapmam lazım, böyle olamayacak:(

    YanıtlaSil
  3. yazıyı okumadım, film hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum çünkü, uzun zamandır listemde olan ama bir türlü cesaret edip de başına oturamadığım bir filmdir, süresinden mütevellit. ne öneriyorsun Buket? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bela Tarr 'ın başka filmlerini seyrettin mi bilmiyorum.
      ama eğer bu yönetmeni biliyorsan, onun telaşsız, ağırdan derdini
      içinize işleyerek anlatmasını eğer seviyorsan başla derim.
      birçok kişinin sıkılacağı bir film ama ben zaten böyle filmleri seviyorum.

      Sil
  4. oldukça nihilist, karanlık ve nesnel bir post olmuş:) çok sevdim...

    YanıtlaSil
  5. Merhaba Buket, bloguma bi bakabilir misin acaba? Sana bi sürprizim var:)

    YanıtlaSil
  6. http://www.sinemazingo.com/satantango-seytanin-tangosu-1994 yazıyı ilk buradan okuduk, lütfen dikkat,

    YanıtlaSil
  7. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  8. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil

Tasarım:Sawako Kuronuma