30 Mayıs 2011 Pazartesi

ÇOCUK !!

                                          FENA  ÇOCUK 
                                            mektepten kaçıyorsun,
                                              kuş tutuyorsun,
                                                deniz kenarına gidip
                                                    fena çocuklarla konuşuyorsun,
                                                         duvarlara fena resimler yapıyorsun
                                                              bir şey değil,
                                                                 beni de baştan çıkaracaksın,
                                                                         sen ne fena çocuksun. 


                                                                                      o.v.kanık






                                                Bir insan daha var, çok şükür, evde;
                                                         Nefes var,
                                                             Ayak sesi var;
                                                                 Çok şükür, çok şükür.


                                                                              o. v. kanık







                                                 Kargalar, sakın anneme söylemeyin!
                                                     Bugün toplar atılırken evden kaçıp
                                                       Harbiye nezaretine gideceğim.
                                                          Söylemezseniz size macun alırım,
                                                             Simit alırım, horoz şekeri alırım;
                                                               Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar,
                                                                 Bütün zıpzıplarımı size veririm.
                                                                    Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!

                                                                                          orhan  veli  kanık





26 Mayıs 2011 Perşembe

PELİNİN YIL SONU ETKİNLİĞİNDE ...

Yıl sonu  gelince  sınıfların arka  arkaya  gösterileri,  etkinlikleri  oluyor..
Kızımın  sınıf  etkinliği  görüntüleri aşağıda..
Pelini  cicili bicili  görüpte  yanılmayın, huysuzlukları  meşhurdur.
Ama  çok  güzel  bir sunum yaptılar.
Sonunda  ağlayanlar da oldu..
Neyse  şimdi  de  görüntüler...






























22 Mayıs 2011 Pazar

UZUN SÜRMÜŞ BİR GÜNÜN AKŞAMI

             Bilge  Karasu' yu  anarak başlıyorum  yazıma..Bugün  geçirdiğim mutlu ve keyfli  saatlerden sonra  böyle konmalıydı  başlık..Sabah  deniz kıyısında  başlayan  gün, akşam  bu saatlere  kadar  sürdü..Geriye  huzur, mutluluk, dostlarla yapılan sohpetin  tadı  ve  biraz  yorgunluk  kaldı..
             Başlıkla  aynı adı  taşıyan  kitaptan :

             Vakit bol bundan sonra. Vakit çok. Ölmek için de, bir şeyler yapmak için de, vakit bol, çok, çok bol. Bolluğun değeri, anlamı olmayacak ölçüde bol. Ne yapmalı bu vakti? Bir şeyler yapmalı, bir şeyler kurmalı. Ama kurmak... Kurmak için, kurmak gücünü bulmak için...
                                             Açılış bölümü, "Ada"dan, s. 9-25



              Saat  10..  Hep  beraber  deniz kenarında, hafif  esen rüzgar ve daha,  az ısıtan güneş altında  kahvaltı için  toplandık.


 


             Kahvaltı  yaklaşık  3 saat  sürdü. Sonra  bir  arkadaşımızın  terasına  gittik.Keyife  burada  devam..Tabu oynadık   kahkahalar  içinde...
 


 

               Peri'nin  kulakları  çınlasın,  her yerde  her durumda kitap okuyan ben Conrad  okuyorum :)))





Terasta   mangal  keyfimiz  başlıyor, hem de  deniz  manzaralı..


 

 


 








19 Mayıs 2011 Perşembe

YIKIM 2011

                                Size  çok  ilginç bir etkinlikten  bahsetmek istiyorum.  İstanbul   gezimin  en güzel  yanıydı bence. Bloglardan  öğrenip  İstanbul  Cihangir'de tam  2 saat  arayıp  en sonunda  başladığımız  noktada  bulduğumuz  YIKIM  2011   olağanüstüydü.  Adresini  defterime  yazıp  yola  çıktık..Adres  aslında  Ara Kafenin arasından  girip  İndigonun  karşısındaymış. Biz  de   adresi  sormaya  başladık  sokaklarda.  Kimisi  Cihangire  gönderdi,  kimi  Galata  civarı dedi, kimi  bu sokakta deyip dört  döndürdü. Ama  benim gibi azimlilerin elinden birşey kurtulmaz. Cihangiri  de   bilen bilir  yokuş, bayır, merdiven ,  ne isterseniz  vardır.
                               Şimdi de  bu etkinliği  inceleyelim..



                                   Kent heterotopik mekânlar barındırıyor içinde; normdan sapanların, ötekilerin işgal ettiği bu mekânlar bizi tedirgin ediyor, sıradan algımızı alt üst ediyor. Galatasaray’daki Mısır Apartmanı’nın hemen arkasındaki Akarsu Sokak’ta yer alan, bir zamanlar sokak çocuklarına ve travestilere ev sahipliği yapmış metruk bina böyle bir mekândır. Bugün bu heterotropik özelliğini farklı bir boyuta taşıyarak farklı zaman ve mekânları sanat yapıtlarıyla iç içe geçiriyor, heterojen, ayrıksı öğelerle alışılmışın dışında, farklı bir deneyime kapılarını aralıyor.
                                   Kendilerini ülkenin ilk kolektif-avangardları olarak tanıtan Sürrealist Eylem ekibinin yaklaşık bir yıl süren çabalarının ürünü, YIKIM 2011 sergisinde.. Aralarında sürrealistlerin, anarşistlerin, sitüasyonistlerin de yer aldığı, yurt içi ve yurt dışından otuzun üzerinde sanatçının katkısıyla yaratılan bu heterotopyanın ne yazık ki ömrü çok uzun sürmeyecek. Beyoğlu’nu nezihleştirme sürecinde yıkılıp yerine otel yapılması planlanıyor binanın; dolayısıyla bir taraftan in situ (yere özgü) işlerin çoğunun bu yıkımla birlikte molozların arasında kaybolması, diğer taraftan yeryüzünün kapitalist yıkımı, YIKIM 2011 sergisini çok anlamlı kılıyor. Belki de zamansız, bedensiz, temiz kesim galeri mekânı yerine, farklı zamanları ve bedenleri içeren bu ötekinin mekânını seçtiği için, tüm anlamlandırma düzenimizi yıkıma uğrattığı için bu adı hak ediyor. Nereden bakılırsa  bakılsın,  YIKIM 2011.

                                 Not: Yıkım 2011, 12 Mayıs-28 Mayıs 2011 tarihlerinde, pazartesileri hariç her gün saat 13:00-19:00 arasında yaşanabilir. Ayrıca bu sergi çerçevesinde çok sayıda yan etkinlik de düzenlecektir..
  


















16 Mayıs 2011 Pazartesi

DOPDOLU BİR İSTANBUL

                   Bu haftasonu  eşimle  İstanbul  kaçamağı  yaptık.  2  gün  boyunca   gece - gündüz gezdik. Öyle  çok  yürüdük  ki  hala  bacaklarım kötü  durumda..Gezdiklerimizi  ,  yediklerimizi, içtiklerimizi , gördüklerimizi  uzun uzun anlatacağım.
                   İlk  önce  Beşiktaş'a  geldik. Burada sabah güneşinin altında, deniz kenarında  kahvaltımızı  yaptık. Sonra da  Beşiktaşta  bulunan  Saray  Koleksiyonları  Müzesine gittik. Müzede Sarayda Bir  Fincan Kahve  sergisini gezdim..






Sonra  da   Taksime  gittik. Herzaman  Mısır Apt.  'a    giderim. Yine  çok güzel sergiler vardı.







Blog  arkadaşım   http://cafenohut.blogspot.com/     ile   İstiklalde  buluşup  tanıştık. Bu  tanışmadan  çok memnun  kaldım.  Zaman  nasıl geçti  anlamadım. Sohpetimiz zamanımız olsaydı  sürüp  giderdi..
Eee  dondurma  yemeden olmaz. Cremeria  Milano' dan  daima  tiramisulu..





Taksim  Metro  Girişinden   Kukla  Festivali  için bilet  aldık. Küçük  bir sergi  vardı ,   onu  gezdik..Bu  festival  hakkında  yine  yazacağım..





Sonra   Nişantaşına  gidip  biraz  gezdik.






Sonra da  İtalyan Restoranı  olan Cento  Per Cento 'da  yemek  yedik.  Ama  ne pizzasından  ne de  Raviolisinden  memnun  kaldık..





Gece  yeniden  Tünele  geri döndük. Ertesi  günkü  maceramız  artık daha sonraya  :))


12 Mayıs 2011 Perşembe

BÜYÜLÜ FENER

                       '' En  çetin  saatler  sabah üçle dört  arasındaki  'kurtların saatidir', iblislerimin geldiği  saatler. Kendime işkence etme,nefret,korku,isteksizlik ve  öfke. Bunların baskı altına almaya çalışmanın hiçbir yararı yoktur. Çünkü  bu, herşeyi  daha da  kötüleştirir. Gözlerimi  kapatır, yoğun bir  dikkatle müzik dinlerim  ve dizginleri  iblislerimin  eline veririm. ' Haydi  gelin  bakalım, sizin  nasıl çalıştığınızı biliyorum.Ne  isterseniz yapın, karşı  koymuyorum.'  İblisler iyiyce  kudurur ,sonra  nefesleri  tükenir, budalalık etmeye  başlar ve sonunda yok olurlar.Ve  ben birkaç uyurum.''

                         Büyüylü  Fener Bergman'in otobiyografisidir. Bergman ;
                 "Sinema benim için günlük olayların, yaşamların anlatıldığı bir rutin olmadı. Sinema düslerinin anlatıldığı bir sanattır. İşte burada yönetmen için bir duvar çıkar ortaya; duvarın rutin tarafında kalanlar ve duvarın düşsel olan diğer tarafında kalanlar.Krusawa, Fellini, Bunuel, Tarkovsky ve bazen de Antonioni duvarın diğer tarafında kalan insanlardı benim için. Sanatçı olarak amacım tıpkı bu insanlar gibi duvarın diğer tarafında olmaktı, fakat ben bu duvarı sadece bir kaç kez yumruklayabildim''  demiştir..
                                    
                                                    Büyülü Fener
 
                          "Sinema benim için herşeyden önce tiyatrodur" diyerek Stanley Kubrick'in "sinema benim için resim ve müziğin birleşimidir" sözüne, bir alternatif yaratmış yönetmendir. ''Cinlerim sayılamayacak kadar çoktur; en olmadık zamanlarda ortaya çıkıp panik ve korkuya yol açarlar. Ama olumsuzlukları kontrol altına alıp onları işe koşarsam, onlardan yararlanabileceğimi öğrendim'.

                         Öykü anlatmadaki başarısı sorulduğunda bunun sebebinin annesinin şömine başında ailesine ve dostlarına yüksek sesle kitap okuduğu pazar günlerinden geldiğini söyler. Zaten  bilindiği gibi annesine çok bağlıdır ve hemen her filminde annesinin yüzünü aramanın  ya da   yaratmanın peşindedir.  Filmlerinde sıklıkla kadın karakterlere başvurmasının da en önemli sebebidir bu.  Sıklıkla kullandığı yüz çekimleri özellikle kadın karakterlerde   oldukça yoğunlaşır.  Filmlerinde genel olarak karamsarlık hakim olsa da yine de ufacık bir umut ışığı görmek mümkündür.  Çocukluğunda babasından zulüm gördüğü için sık sık içine kapanmıştır ki bu da onun insanı dehşete düşüren hayal gücünün katlanıp artmasına zemin hazırlamıştır..
 
    Ölüm korkusu hakkında da şunları söylemiştir;

''Geriye dönüp anımsayabildiğim kadarıyla ergenlik dönemimde ve yirmili yaşlarıma doğru hızla büyüyüp giderek katlanılmaz bir şeye dönüşen yabanıl bir ölüm korkusuyla yaşadım. Öleceğim gerçeği; artık var olmayacağım, karanlık bir kapıdan geçeceğim ve denetlenemeyeceğim, önceden göremeyeceğim, düzenleyemeyeceğim bir şeyin varlığı benim için sürekli bir korku kaynağı olmuştu.

...ölüm korkum büyük ölçüde dinsel kavramlarla bağlantılıydı...Bir insanın varlıktan yokluğa nasıl dönüştüğünü, bunun nasıl olduğunu ansızın kavradım.bunu kavramak güçtü.  Ama sürekli ölüm korkusu yaşayan biri artık özgürleşiyordu.''


                                             
 

10 Mayıs 2011 Salı

PELİN SÜSLERİ

                      6  gün  süren ateş olur mu ?
                      Oldu... 7 yıldır ateşli hastalıklara  yatkınlığı var  kızımın. Ateş 3.  günün  sonunda  düşmeye  başlardı.  Ama   bu sefer  6 gün sürdü. Artık hastalık  konusunda uzmanlaşan biri olarak  grip teşhisi  koymuştum ama yine de doktora  gittik. Ve sonuç  grip..Bildiğim gripte  antibiyotik verilmediğiydi ama doktor  vermişti. İlk 4 gün  kullanmadım ,  ateş 39 dan  düşmeyince  kullanmak  zorunda  kaldım.
                      Nihayet bugün düzeldi  ve  okula  gitti..Anneler  bilir  ,   ateşli geceler, uykusuzluk, iştahın gitmesi, huysuzluk..Neyse bunu da atlattık ya Allaha şükür , hemen  kutlama  yaptık.
                       Kutlamamız  kurabiye  yapımı..İşte  bu sefer  tuzlu  kurabiyelerimiz.......


 

                                                           Kurabiye  yapımı  başladı..



işte  sonuç  :))


Bu arada  kızımın  süsleri, takıları, taçları...











               
Tasarım:Sawako Kuronuma