28 Aralık 2010 Salı

YENİYIL HAZIRLIKLARI

Bizde yavaş yavaş yeni yıl hazırlıkları yapmaya başladık.İlginç olan  dolu hazırlık yapıp yeni yıl gecesi özel hiçbir şey yapmayan bir aileyiz.Bizim için güzel olan hazırlık aşaması.Yaptığımız küçük çalışmalar..İşte haftasonu kızım,arkadaşı İlayda ve ben kurabiye ,  yeniyıl kapı süsü yaptık.
İlk önce bahçemizdeki çam ağacının kırılan dallarını,yere dökülen kozalaklarını aldık.Pelin ve İlayda istedikleri gibi boyadılar.




                                                      Basit oldu ama el  emeği göz nuru :))




Sonra da  başladık süslemeler yapmaya..




Ve kurabiyelerimiz...


 

25 Aralık 2010 Cumartesi

BUNALIMDAN YAŞAM KÜLTÜRÜ

Bu hafta okuduğum kitap Nermi UYGUR'un Bunalımdan Yaşama Kültürü ...Bu kitap uzun zamandır elimdeydi.Nihayet okuma sırası ona da geldi ve okumaya başladım.Hatta daha başlarındayken bir tanıdığım elimde gördü ve Nermi Uygur'un üniversitede hocası olduğunu söyledi.Yazarını tanımıyordum ve henüz hakkında araştırma yapmamıştım.Bilmediğim yazarları genelde nette araştırırım.Gerçekten de küçük bir araştırma  yapınca İstanbul Üniversitesinde felsefe prof.u olduğunu öğrendim.
Kitap iki ana bölümden oluşuyor.İlk bölümde yazarın  başından geçen kalp krizi ve buna bağlı olarak gelişen ameliyatı  anlatılıyor..Bu süreç içinde oluşan bunalımı..Gerçekten de her an herkesin başına gelebilecek olan hastalık,kaza,ameliyat vb. gibi insani görünen durumların bize uzakmış gibi dururken birden gerçeğimiz  olması ve daha da ilginci bu gerçeğin o güne kadar yapılanları bir anda yutması... Nermi Uygur'un geçirdiği evreleri,bunalımı ben de birebir hissettim.Çünkü bunalımın aslında hayatın vazgeçilmezi,hayatı anlamdırma çabası olduğunu öğretiyor bize.Zaten ikinci kısımda da topluma ,kültüre göre bunalımın aslında benzer olduğu ve bu bunalımı benimseyerek hayatı sürdürmemiz gerektiğini anlatıyor..




Beğendiğim yerlerden küçük bir parça...
'' Nice bunalımlardan sonra gelen,bu ölümcül ama şimdiye dek yaşanmadık düzeyde yaşama artırımlı son bunalımla ,  doğru dürüst yaşama çağında buldum kendimi.Yaşama,yaşama-Mantıkça yaşamanın karşıtı diye tanınan ölüm ,yaşamaya gönderdi beni.Yaşama göstergesi oldu benim için.Ne önemliymiş ölüm: kurumlardan ,seyirlerden,uzaklardan değil,içten sımsıcak yakıncacık  yaşamanın  önemini  apaçık ortaya koydu.Yaşamayı ne denli sevdiğimi öyle anladım ki.Eskisinde bambaşka bir yaşama biçimine kavuştum ölümle.Dıştan eskiyi andırsa da , ben eskisi gibi olmadığıma göre ,yaşam bambaşka artık.''

Beğenerek okudum,zaman zaman bende bunalıma girdim ama çok şey anlattı bu kitap. Benim aldığım ders  ,başımza illa kötü birşey gelmesi gerekmiyor hayatın tam anlamıyla tadına varmak , keşke dememek,yaşamamızdaki öncelikleri  gözden geçirmemiz için....

22 Aralık 2010 Çarşamba

MUTLULUK BÖYLE BİRŞEY !!!

Çocukça mutlu olmak...Neşe,sevinç,kahkaha ve enerji..Biz acaba hangi yaşta bunları kaybetmeye başladık.Ne zaman hep oturur olduk.Ne zaman enerjimizi yitirdik? Kimle konuşsam yorgunluktan,zamanın yetmemesinden,hiçbirşey yapamamaktan bahsediyor.Yalnızca karnımızı doyurmak için çalışıyoruz , çalışıyoruz.Ne çocuklarımızla ilgilenmeye, ne özel zevklerimizi gerçekleştirmeye vaktimiz var.Bütün gün koşturuyoruz ama yaşamı teğet geçerek...



Üstelik mutluluk hep birşeylerin ucunda..İşte böyle olmamaya çalışıyorum.Yaşanan anlarda sanki bir daha zamanım olmayacakmış gibi tadına varmak istiyorum.Kızımın mutluluğuna ,o çocuksu mutluluğa ortak olmaya çalışıyorum.





Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi.
Yiten bu işte”
Nilgün Marmara

19 Aralık 2010 Pazar

NAR GİBİ...

Tam mevsimi..
Görüntüsü,lezzeti,ilhamıyla ...




NAR...
Öylesine güzel,öylesine mistik bir meyvedir ki Nar birçok sanatçıya esin kaynağı olmuştur. Buket Uzuner'in İki Yeşil Susamuru  adlı romanında nasıl da yer eder :

“Gece çöktüğünde annem küçük kâseler içinde ayıklanmış nar getirirdi önümüze. Radyoda dinlediğimiz programlara, okuduğumuz kitaplara ve oynadığımız oyunlara belli etmeden göz ve kulak misafiri olurdu. Bu, belli etmeyişindeki incecik ilgi, sıcacık şefkat beni mutluluktan deli ederdi. Hem bağımsız olmak, hem de kollandığını bilmek. (sy.72)





Bilge Karasu 'nun kitabı vardır  :  Narla İncire Gazel   diye...

"Nar kentinde bir incir buldum. Narı da inciri de, övmek isterim. Anam her kışın en karanlık noktasında, eve girerken bir nar atardı yere, bütün gücüyle; parçalanıp iyice dağılsın diye. Evin beti bereketi niyetine..Ardından hızla süpürüp silerdi ortalığı. Bir iki gün sonra, narın patladığı yerden çok uzakta incecik bir çıtırtı duyduğum olurdu ayağımın altında Ne kadar dağılmışsa nar taneleri, o kadar iyiydi. Topladıktan sonra söylerdim anneme, sevinsin diye."
 


17 Aralık 2010 Cuma

Küçük Çam Ağacımız

Israrına dayanamadım,elişi kağıtları,renkli simler,yapıştırıcıyı koydum önüne...










 


14 Aralık 2010 Salı

Van GOGH Ne Olmuş !!!

Artık TV çok seyretmiyorum.Haberleri seyretmeyi mayıs ayında bıraktım.Nedeni de  öğrendiğim bütün olayların,haberlerin beni olumsuz etkilemesi,çaresizlik duygusu,çöküntü...TV hayatımdan çıkınca daha fazla kitap,daha fazla film,daha fazla blog hayatıma girdi.İşte yine bu gece böyle nette daldan dala atlarken birşey daha öğrendim.Tilt-shift tekniği..Fotoğrafçılıkta   kullanılan  bir teknik olup ,  flu etkisi verilen bölgeler arasında  net bir alan oluşturarak  net alanda kalan nesnelere minyatür etkisi vermek için kullanılıyor.Sanatçı Serena Malyon da ünlü ressam Vincent Van Gogh'un 16 tablosuna tilt-shift fotoğraf efekti  ekleyerek ressamın tablolarını boyutlandırmış.Tablolarda eklenen ,değiştirilmiş hiç birşey yok. Sadece ışık ve netlik ayarlarıyla belirlenen odak noktaları öne çıkarılarak bu görüntüler elde edilmiş.
İYİ SEYİRLER...




8 Aralık 2010 Çarşamba

ŞU SIRALAR OKUDUKLARIM

Geçen sene kitap fuarından o kadar çok kitap aldım ki , her hafta enaz bir kitap okumama rağmen bitmedi.Yaşadığım çevrede kitap okuyan ve alanların azlığından dolayı bu durum benim açımdan avantaj..Kitap okuması da o kişiden kitap almam da etken değil.
Neyse bu hafta okuduğum 2 kitaptan bahsedeceğim.İlki çok severek okuduğum yazar John Berger'den bir kitap...


 Berger , Lizbon, Krakow, Madrid, Cenevre, Islington ve Küçük Polonya’daki gezi deneyimlerini anlatıyor. Fakat bu kitap sadece gezi yorumlarından ibaret olmayıp, geziler üzerinden Berger’in geçmişine, anılarına çabası olarak da düşünülmeli. Çünkü gezilen şehirlerin çoğunun da, Berger’in kişisel hayatında önemli bir yeri var. Çalışma bu yönüyle, yazarın şehirleri üzerinden geçen yüzyıla, hayatta olmayan yakınlarına, anne ve babasına, öğretmenlerine ve tüm zaaflarıyla sevdiklerine yapmış olduğu bir ziyaret olarak düşünülebilir.





Berger'in bu kitabı bir solukta bitti.Ardından şimdi okuduğum ,daha başlarında olduğum kitap var..Genç Felsefeciye Mektuplar...Arka kapağındakileri aktarıyorum :
Kariyer yerine yaşanmış bir hayat yaşa. Doğru olanın korunmasında yer al. Yaşanan özgürlük, yaşadığın birkaç kaybı telafi edecektir. Diğerlerinin tarzını beğenmiyorsan, kendininkini geliştir. Çoğalmanın hilelerini bil, sohbetlerde kendini ortaya koy ve o zaman çalışmanın keyfi günlerini doldurur.
Tasarım:Sawako Kuronuma